Kanuna Uygun Devlet / İslâmî Hukuk Devleti
İmam Humeyni
İslam devleti bir kanun ve hukuk devleti olduğundan -ilahi- kanunu bilenler, ve dahası, din uzmanlarınca yani fakihler tarafından yönetilmelidir. Memleketin idari, yürütme ve planlamayla ilgili bütün işleri fakihin kontrolü altındadır. Fakihler, ilahi hükümlerin yürürlüğe geçirilmesi hususunda emin bilirkişidirler. Vergilerin toplanması, boylarının korunması ve hadlerin İslam ceza kanunlarının uygulanmasında "emin" elemanlardırlar. İslam kanunlarının icrasının geciktirilmesinde ve âtıl vaziyette bırakılmasında veya uygulanmada -emredilen kıstaslardan- azaltma ya da çoğaltma olmasına izin vermemelidirler. Mesela Eğer fakih, bir zâniye -zina edene- had vurdurtmak isterse -İslamî nasslarda- belirlenmiş olduğu gibi halkın önünde 100 kırbaç -veya sopa- vurmalıdır: bir darbe fazla vurmaya veya hakarette bulunmaya, bir tokat atmaya veya bir gün hapsetmeye hakkı yoktur. Vergilerin toplanmasında da böyledir, İslam’ı kıstaslara göre davranmalı, yani islam kanunlarına tamamen uymalıdır. Bir tek kuruş fazladan almaya hakkı yoktur. Keza beytülmalde herc-ü merc olmasına, bir tek kuruşun zâyolmasına izin vermemelidir. Bir fakih İslami ölçülere sığmayan bir şey yapar ve Allah göstermesin, bir fısk işlerse kendiliğinden görevinden azledilmiş olur. Çünkü "emin" olma niteliğini yitirmiştir artık.
İslâmi devlet nizamında- egemen olan, gerçekte -kişiler ve kuruluşlar değil- kanundur, herkes kanunun güvencesi altındadır, İslam kanununun korumasındadır Halk ve Müslümanlar şer'i kurallar çerçevesinde serbesttirler, yani şer'i ölçülere uygun davrandıkları sürece kimsenin kimseye "şuradan kalk, oraya otur" demeye hakkı yoktur. İslam devletinde böyle şey olmaz! Hürriyet vardır; evet, âdil İslam devleti böyledir. Halkın güvencesinin kalmadığı ve evlerde bile her an birilerinin çıkagelip bir şeyler yapabileceği korku ve endişesinin yaşandığı şu devletler gibi değildir! Muaviye ve benzerlerinin yönetimi de böyleydi, halkın mal ve can güvenliği yoktu, basit bir iftira veya sırf şüphe ve ihtimal yüzünden adam öldürülüyor, sürgün ediliyor, hapse atılıyordu; uzun yıllar süren hapisler hem de... Çünkü devlet, İslâmi değildi. İslam devleti kurulduğunda herkes kanunun gölgesinde tam bir güvence ve huzurla yaşar, hiçbir yönetici veya yetkilinin mutahhar şeriat kanun ve kurallarına aykırı bir adım atmaya hakkı yoktur.
Demek ki "emin" den kastedilen şey fakihlerin fıkhî meseleleri sırf anlatıp söylemeleri değil, İslam’ın belirlemiş olduğu bütün işleri emanet olarak uhdelerine alıp uygulamalarıdır. İmam -s-* fıkhi meseleleri sırf anlatan ve kanunları beyan etmekten başka şey yapmayan biri miydi yani? Peygamberler sırf "fıkhi meseleleri anlatmakla yetinenler" miydi ki fakihler de sadece bir hususta onların eminleri sayılsın'" Evet, fıkhî meseleleri anlatıp şeriat hükümlerini izah etmek de elbette ki fakihlerin görevlerinden biridir; ama İslam’ın kanuna bakış açısı bu kadar dar değildir. Onu önemli bu ‘araç’ olarak görme mesabesindedir, yani İslam nazarında kanun ‘ toplumda adalet sağlamaya yarayan bir vesile’dir, inançları ve ahlaki yapıyı ıslah etme, insanları insanca olgunlaştırma -tehzib- vasıtasıdır. Kanun, nefsanî arzularına kapılmayan "gerçek insan"lar yetiştirebilmek için gerekli "âdil sosyal düzen"i kurmak ve işlerliğe geçirmek için vardır. Peygamberlerin en önemli görevi ahkâmı uygulamaktı; toplumun işlerine nezarette bulunma ve devlet söz konusuydu.
Hz. İmam Rıza'dan -s- naklolunan "Halka kayyımlık edecek, onları kuruyup gözetecek emin bir imam -önder, yönetici- gereklidir" mealindeki rivayete daha önce değinmiştim. Bu rivayette de "fakihler peygamberlerin eminleridirler" buyurmaktadır. Bu büyük ve küçük önermelerden de anlaşılacağı üzere fakihler milletin başında bulunup onları idare etmelidir ki İslam’ın yıpratılmasına ve İslam hükümlerinin uygulatılmamasına engel olabilsinler. Nitekim halkı Müslüman ülkelerde devleti âdil fakihler idare etmediğinden ve onların velayeti hüküm sürmediğinden bugün İslam yıpratılmış ve hükümleri terk edilmiştir. Hz. İmam Rıza'nın -s- buyruğu tahakkuk bulmuş ve bilfiil yaşamakta olduğumuz gerçekler o hazretin ne kadar haklı olduğunu hepimize ispatlamıştır.
Bugün İslam tersyüz edilip yıpratılmış değil midir? İslam beldelerinde İslam ahkamının yürürlükte olmadığı, hadlerin uygulanmadığı İslam’ı hükümlerinin muhafaza edilmediği İslam nizamının büsbütün ortadan kalktığı, her yere kargaşa, kanunsuzluk ve anarşinin hakim olduğu günümüzde İslam -ezile ezile- yıpranmamış mıdır?! İslam sırf kitaplarda yazılı kalacak şey midir? Mesela "Kâfi" kitabında yazılıp bir kenara mı bırakılmalıdır`? Günlük yaşamda -ve o sayfaların dışında- İslam lıükümleri uygulanmaz, hadler işlerliğe geçmez, hırsız cezasını bulmaz; yağmacılar, çapulcular, zalimler ve yolsuzlukta bulunanlar cezalandırılmaz ve biz kanunu sadece öpüp bir kenara bırakır, Kur'an'ı öpüp ezberlemekle yetinir ve Cuma geceleri Yâsin okumakla iktifa edersek İslam korunmuş mu olur?!
Birçoğumuz, İslam ümmetinin İslam devletiyle idare ve yönetilmesi gerektiğini düşünmemiş olduğumuzdan iş öyle bir noktaya vardı ki İslami ülkelerinin İslami bir devletle yönetilmesi bir tarafa, bugün bu ülkelerde İslam kanunları yerine zulüm ve fesad kanunları geçmekte, dahası, İslam’ın önerdiği programlar birçok ulema efendinin (!) zihninde de yıpranıp eskimiş bulunmaktadır! ! Öyle ki; -bu mesele etrafında- söz açıldığında "fakihler peygamberlerin eminleridir" hadisiyle, "sadece İslam hükümlerini açıklayıp fetva verme hususunda emin olduklarının” kastedildiğini söylemektedirler! Kur'an ayetlerini duymazdan geliyor ve onca rivayette geçmekte olan "gaybet döneminde İslam uleması validirler ümmetin velisi, sorumlusu ve yöneticisidirler" mealindeki buyrukları tevil yoluna giderek, "maksat sadece hükümleri açıklayıp fetva vermektir -bilfiil müdahale değildir-" diyebilmektedirler! ! "Emin olmak" bu mudur yani? "Emin"in; İslam hükümlerinin terk edilmesine ve suçluların cezasız bırakılmasına seyirci kalmaması ve engel olması gerekmez mi?! Memleketin gelirleriyle vergilerinin böylesine sorumsuzca yenilmesine ve har vurulup harman savrulmasına mani olması icap etmez mi?! Bütün bunlar için güvenilir bir yöneticiye ve bir "emin"e ihtiyaç olduğu apaçık ortadadır. Emaneti -İslam’ı- korumak fâkihlerin vazifesidir, ancak bu durumda "emin" ve "âdil" olabilirler.