Ana Sayfa Künye İletişim Foto Galeri Ziyaretçi Yorumları Siteme Ekle
Medyalar
Miladi : 18 Mayıs 2012 Hicri : 27 Cemaziye'l-Ahir 1433
MEHDEVİYET VELAYET-İ FAKİH İRFAN İSLAM TARİHİ TEFSİR SİYASİ AKIMLAR DÜŞÜNCELER ŞAHSİYETLER GENÇLİK AHLAK KİTAP DÜNYASI
28-09-2011 tarihinde, 22:20 saatinde eklendi
BİR PEYGAMBER VE İMAM OLARAK İBRAHİM (A.S.)'IN KİŞİLİĞİ VE ONUN KİŞİLİĞİNDE İMAMETİN ANLAMI (1)
BİR PEYGAMBER VE İMAM OLARAK İBRAHİM (A.S.)'IN KİŞİLİĞİ VE ONUN KİŞİLİĞİNDE İMAMETİN ANLAMI (1)


 

BAKARA SURESİ 124. AYET

1. Bölüm

Bismillahirrahmanirrahim

 

«Bir zaman Rabbi İbrahim'i birtakım kelimelerle sınamış, bunları tamamlayınca da: «Ben seni insanlara imam (önder) yapacağım.» demişti. İbrahim: «Soyumdan da (imamlar yap) ya Rabbi.» dedi. Rabbi de: «Ahdim zalimlere erişmez!» bu­yurdu (Bakara: 124)

Bakara suresinin bu dersinde konu, risaletinde ve Beyt'ül-Harama yükseltmesinde İbrahim'in kişiliğinden bazı canlı yönleri çevreliyor ve buradan hareketle bazı detaylı şer'i sorunlara uzanıyor.

İbrahim'in Kur'an'ın tasvir ettiği kişiliğinde ruhu­nu doldurup donatan ve hayatını hareketlendiren, ruhi melekelerden kişisel sıfatlara, ayırıcı bir tabiatla karşılaşıyoruz. Yine bu ayırıcı tabiat gerek oğlunu Allah yo­lunda kesip kurban etmesi olayında karşı karşıya kaldı­ğı imtihanda ve babası karşısındaki konumunda, gerekse kavmine ve zamanının azgınlarına karşı verdiği mücade­lede olduğu gibi zorluk ve bu zorluklara göğüs germenin zirvesinde yer alan çetin şartlarda Allah'a mutlak teslim oluşunda, temsil olunan risalete ve imana ilişkin konum­larında da kendini göstermektedir.  O, bu ayırıcı tabiatı bu konumlardan herhangi birinde zayıflık, zorlanma ya da zorluk gösterişlerinden herhangi birini hissetmeden, yakınmadan kuşanmıştır. O, bu şerefli mücadeleyi, önem­li görev ve bunun gerektirdiği sorumlulukla pekişip, bun­larla birlikte kuvvet ve ihlâs içersinde aşk, huzur ve ha­yat ile feyizlenip kabaran Allah'a olan o yüce imanın de­rinliklerini hedefleyen, bir ruhi yönelim ile sürdürmüş ve başa çıkarmıştır. Her söz ve konumda ayrılmamacısı­na kuşanmıştır bu teçhizatı. Öyle ki, onda zorluk, katılık ve tehlikeliliğin bütün şiddeti ile hâkim olduğu konum­larda bile, bu imanı havadan herhangi bir uzaklaşma ve­ya herhangi bir şekilde Allah'tan gaflet göremezsiniz. Ak­sine buradan oraya, bütün yaratılış görünümlerinden var­lığın bütün sırlarına varıncaya kadar, kalbin, ruhun, di­lin, fikrin, bilinç ve vicdanın derinliklerine nüfuz eden, Allah'a bağlı bir gözün varlığını yanında hisseden, de­vamlı bir huzurda bulunduğunun şuurundadır.

İşte her zaman ve mekânda çalışan, İslam davetçileri, O'nun şahsiyetinin karakterlerinden oluşan bu güzel havadan, risalete ilişkin manevi huzurdan, sis ve pus içer­sinde kaybolmuş sufi bir baygınlık değil, Allah'ın mut­lak varlığı içersine gömülmenin açık ruhi huzurunu Pey­gamberi bir davet örneğini, ilham alabilirler.

Kabul etmeliyiz ki, İbrahim Peygamberin kişiliği, iman, huzur ve safa ile dolup taşan Peygamberin ruhi ya­pıların içersinde yegâne örnek değildir. Fakat ne var ki, Kur'an, O'nun aynı şiar içersinde çeşitli alanlara yayılan, temiz ve yüce kişiliğinin değişik karakterlerini pekiştire­rek anlattığı gibi, hiçbir Peygamberi anlatmamıştır. Böy­le olunca biz tefsirin gelişinden Kur'an'ın bu tanıtımıyla O'nun kendi nefsi, kavmi ve Rabbi ile olan diyalogunu diyoruz. Böylece Kur'an'ın, O'nun hayat hikâyesinden geniş bir alanı söz konusu ettiğini görüyoruz. Yine bu­nun yanında bütün söylediklerinden hareketle İbrahim'in kişisel özellikleri sergilenmek istenmiş de olmayabilir. Belki de bazı sözler, risalet üsluplarından bir üslupla işlenmiş ve İbrahim Peygamber ile Rabbi arasındaki bu diyalog yoluyla temelli bir düşünce olayı arz edilmek istenmiştir. Fakat yine de şu veya bu üslupla söylenmiş, çeşitli kelimeler, ruha değişik ilhamlar vermek imkânından uzak değillerdir. Çünkü kelimelerin ve üslupların;ard arda dizilen kelimelerin lügat anlamlan veya üslup­ların edebi kuralları içersinde kaybolmayacak bir ruhları vardır. Aksine bünyesinde değişik ilham ve anlamları barındıran bu ruh, sözü söyleyen ve üslubu hareketlendirip ona kendi kıvraklığını, dikkat ve engebesini veren, ruhun derinliklerinden kaynaklanır.

Yine de İbrahim Peygamberin böyle ayırıcı vasıf1ar­la anılması, O'nun kendisinden sonraki Peygamberlere karşı, nisbi babalık konumundan olmasından ve İbrahim Peygamberin kendi şahsı ve risaleti ile ayrıldığı kendinden sonraki risaletlere ilişkin manevi babalık ko­numunda bulunmasından dolayı olabilir. Bu bağlamda, en belirgin iz de, bütün dinlerin tabilerini bir yandan sıcak şiarları, diğer yandan imani kutsiyeti ile pekişen kişilik ve şuuruna bağlayan semavi bağdır. Bundan başka, O'nun risaletinin Kur'an-ı Kerim'in, naklettiği ayrıntılarında, ri­saletlerin kavramlar ve hükümler açısından sınırlamalara götüren tarihsel dönemlerin gösterdikleri değişikliklerle ilişkili olarak arz ettikleri ayrıntılar hususunda diğer risaletlerle herhangi bir ayrılık da göremiyoruz. Bu du­rumda O'nun bir yandan risaletlerin, diğer yandan da Peygamberlerin karşılaşıp kesiştikleri bir merkezi kavşak olarak kabul edilmesi, dolayısıyla kişiliğinin pekiştirilmiş ifadelerle anılmasına bir neden olabilir. Bu itibarla O'nun risaleti diğer Peygamberlerin tabileri arasında zuhur ede­cek ihtilaf noktalarında bir hakem olarak da, kabul edilebilir. Tıpkı O'nun kişiliğinin Peygamberlerin kişilikleri üzerine ortaya atılacak tartışmalarda muvahhid bir örnek teşkil edebileceği gibi...

Bütün bu açıklamalardan sonra, her halükarda bütün konumları, üslupları (yöntemleri) ve kesin inancı ile o güzel İslami şahsiyeti kendi içimizde gerçekleştirmek yo­lunda, faydalanmak üzere bu büyük Peygamberin, bir uzay genişliğindeki kişiliğinin derinlerine uzanmak ihti­yacını şiddetle hissettiğimizi söyleyebiliriz.

Bir de bu ayette İbrahim Peygamberle, risalet ve önderliği yüklenmek için kullanacağı büyük güçlerden ne kadarına sahip olduğunun açığa çıkması için sınama ve imtihana tabi tutulan bir insan konumunda karşılaşıyoruz. Bununla beraber Kur'an-ı Kerim'in imtihan. vesile­si olan «kelimeleri» topluca ve kapalı bir ifade ile zikret­tiğini, bu kelimeler hakkında ayrıntılı açıklamalar yapmadığını görüyoruz. Bu kelimelerin tamamlandığını açıkça belirtmekle beraber bunları İbrahim'in mi, Allah'ın mı, tamamladığını da izah etmemiştir. Çünkü ayetteki«tamamladı» fiili içerisindeki gizli faili (özneyi) gösteren za­mirin, her iki zata da raci olması muhtemeldir. Yine bu tamamlamanın nasıl olduğunu; İbrahim'in içinde ve fik­rinde mi, yoksa hayatın yaşayan gerçekleri arasındaki tatbikiyle mi, tamamlandığını açıklamamıştır. Çünkü ayrıntıların değişmesi esas meseleyi değiştirmez. Çünkü Kur'an-ı Kerim burada İlahi bir imtihandan ve bir yeter­lik ölçümünden bahsetmek istemiştir; pratik ayrıntılardan değil. Gerçekten bilmek ihtiyacında olduğumuz da meselenin bu boyutudur. Konuya ilişkin pratik ayrıntılara gelince, ancak İbrahim Peygamberin döneminde ya­şamış olan Mü'minler bunları bilme ihtiyacını duyabilir. Çünkü böyle ayrıntılar onların hayattaki fikri ve ameli plan ve programları ile ilgili olabilir. Onların Peygamber­lerinin kendilerini çağırdığı hüküm ve ilkeleri bilmeleri elbette gereklidir.

Yine bu Ayeti Kerimeden, İbrahim Peygamberin keli­meleri tamamladığında ya da Allah'ın kendisi için bu ke­limeleri tamamladığında, meselenin tabiatını idrak edip kavradığını, bundan dolayı kalbinin mutmain olduğunu ve imtihanı başarı ile geçtiğini anlıyoruz: Çünkü Allah Teala'nın «Ben seni insanlara imam (önder) yapacağım!» ilahi vaadi karşısında irkilip heyecana kapılmadığını, ye­ni bir mesuliyetle karşılaşmışçasına ani bir tepki göster­mediğini, sakin ve kararlı bir eda ile bu ilahi vaadin ge­leceğine kafa yorduğunu; bunun zaman, mekan ve ken­disinin şahsı ile sınırlı bir mesele süreci ile kısıtlı vaatlerden mi, yoksa çağlar boyunca sürüp kendisinin zürri­yetini de uzamına alacak zaman, mekan ve şahıslar bakımından geniş kapsamlı vaatlerden mi olduğu üzerinde düşündüğünü ve bu yönlü bir tepki ile «Soyumdan da (mı) Ya Rabbi?»diyerek kendisine nasip olan her iyi şe­yi zürriyeti için de isteyen ve bu konuda güvenlik his­leri ile davranan insan tabiatının gerektirdiği üzere böy­le bir soru cümlesi ile dilekte bulunduğunu görüyoruz. Herhangi bir zaman ve mekânda yine herhangi, bir İnsa­na böyle bir vadin verilmesini nedenleyen risalet kura­lını sınırlandıran, kaygılardan, hareket eden cevap kesin­di. Çünkü mesele, kralların ve soylarının durumunda ol­duğu gibi, şahsa ilişkin şahinşahi bir imtiyaz veya şahsi bir ikram meselesi değildi. Aksine bu bütün düşünce ve yaşayışları ile insanların hayatına gerçekleştirilmesini istediği düzenlemeler ve tedbirlerle Allah'ın yeryüzünde­ki hilafetine gönderdiği vahiy ve kurduğu ruhaniyet ile bir de tek olan Allah'a kulluğa ilişkin bir risalet sorumluluğu meselesi idi. Bunun için bu risalet sorumluluğu­nu taşıyacak olan insanın istikamet, davet ve risaletin ge­nel çizgisi ile iç içe ruhi, fikri ve ameli bir yeterliğe sa­hip olması kaçınılmaz bir zorunluluktur. İşte bu vaat, Al­lah'ın insanlık, adalet üzere ayakta dursun diye kendi nefislerinde adalet çizgisi ile iç içe yaşayan salih kullarına verdiği bir vaattir. Allah'ın bu vaadi de kendilerinden üsttekilere Allah'a, Resulüne ve kendilerinden olan ulü­lemre isyan, kendilerinden alttakilere haksızlık et­mek suretiyle zulmeden, toplumda zulmü ve zulmeti ya­yıp, bütün bu yaptıklarında kendi nefislerine de zulmet­miş olan zalimlere erişmeyecektir. Böylece Allah’u Teâlâ’nın «Vaadim zalimlere erişmez! » şeklindeki kapsamlı ce­vabı bütün risaletlere ve resullere ameli bir düstur ol­muştur.

Paylaşım
Yazdır Yorum Yaz Yorumlar 0 Yorum
Diğer İlgili Başlıklar
ULUL EMR KİMDİR? (2) 29-11-2011 tarihinde eklendi
ULUL EMR KİMDİR? (1) 29-11-2011 tarihinde eklendi
KUR'AN'DA TÖVBE 30-10-2011 tarihinde eklendi
KUR'AN'DA TEVİL 30-10-2011 tarihinde eklendi
SEYYİD KUTUP’TAN DAVET METODU (KAFİRÛN SURESİ’NİN TEFSİRİ) 30-10-2011 tarihinde eklendi
ABDESTTE AYAKLAR YIKANMALI MI, YOKSA MESH Mİ EDİLMELİ? 30-10-2011 tarihinde eklendi
KUR'AN MUCİZELERİNİN ŞEKİLLERİ 30-10-2011 tarihinde eklendi
KUR'AN-I KERİM'DE SOSYAL İLİŞKİLER 28-09-2011 tarihinde eklendi
BİR PEYGAMBER VE İMAM OLARAK İBRAHİM (A.S.)'IN KİŞİLİĞİ VE ONUN KİŞİLİĞİNDE İMAMETİN ANLAMI (1) 28-09-2011 tarihinde eklendi
BİR PEYGAMBER VE İMAM OLARAK İBRAHİM (A.S.)'IN KİŞİLİĞİ VE ONUN KİŞİLİĞİNDE İMAMETİN ANLAMI (2) 28-09-2011 tarihinde eklendi
BİR PEYGAMBER VE İMAM OLARAK İBRAHİM (A.S.)'IN KİŞİLİĞİ VE ONUN KİŞİLİĞİNDE İMAMETİN ANLAMI (3) 28-09-2011 tarihinde eklendi
HZ. ADEM'İN TEVBESİ VE İNSAN HAYATINDAKİ YERİ 28-09-2011 tarihinde eklendi
ALLAH'A GÖRE KURTULUŞ ÖLÇÜLERİ 28-09-2011 tarihinde eklendi
KUR'ÂN-I KERİM İN TEFSİRİNDE EHL-İ BEYTİN ROLÜ 25-09-2011 tarihinde eklendi
PEYGAMBERLERİN MASUMİYETİ 24-09-2011 tarihinde eklendi
ŞEYTANIN İNSAN ÜZERİNDEKİ NÜFUZU 24-09-2011 tarihinde eklendi
HZ. ADEM'İN HATASI VE BUNUN PEYGAMBERLERİN İSMETİ İLE İLGİSİ 24-09-2011 tarihinde eklendi
Üyelik

Kullanıcı Adı :
Şifre :
 
Yeni Üyelik Şifremi Unuttum
Duyurular
En Çok
Okunanlar İzlenenler
Anket
Sitemizi yeterli buldunuzmu ?
Evet
Hayır
Daha İyi Olabilir
Rast Düşünce ® 2010 - 2011
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım