Ana Sayfa Künye İletişim Foto Galeri Ziyaretçi Yorumları Siteme Ekle
Medyalar
Miladi : 18 Mayıs 2012 Hicri : 27 Cemaziye'l-Ahir 1433
MEHDEVİYET VELAYET-İ FAKİH İRFAN İSLAM TARİHİ TEFSİR SİYASİ AKIMLAR DÜŞÜNCELER ŞAHSİYETLER GENÇLİK AHLAK KİTAP DÜNYASI
03-10-2011 tarihinde, 21:30 saatinde eklendi
İSLAM DEVLETİNDE HALKIN FONKSİYONU
İSLAM DEVLETİNDE HALKIN FONKSİYONU


Bismillahirrahmanirrahim

İslam devleti sözkonusu olunca en fazla gündeme gelen konulardan biri “halkın İslam devletinde rolü nedir”, “insanların hakları nelerdir”, “hangi konularda söz sahibidirler”, “hangi konularda görüş belirtme yetkileri yoktur?” gibi sorulardır şüphesiz .

Bu gibi soruları iki alanda incelemek gerekir; “İslam devletine meşruiyet kazandırmakta halkın rolü” ve “ İslam devletinin tahakkukunda halkın rolü”

Halkın görüşü  mü İslam devletine meşruiyet kazandırır?

Meşruiyet nedir? Meşruiyet, din lieteratüründe İslam hukukuna veya şeriata uygun olmak demektir. Ama batı siyaset biliminde meşruiyet, bir şeyin hakkaniyetini isbat etmek için kullanılır.

Batı siyasal biliminde meşruiyet, makbuliyet ile eş manada kullanılır ve halkın bir şeyi kabullenmesi onun meşruiyeti manasına gelir. Batı siyasal biliminde her şeyin meşruiyeti insandan kaynaklanır, halk neyi kabul ederse o meşrudur. Humanist bir düşünceye sahip olduklarından herşeyin kaynağı ve hakkaniyetini insan olarak görürler.

İslam siyasal biliminde ise bir işin meşruiyeti, o işi kimin teşri ettiğine bağlıdır. Eğer o iş fi’lullahtan ise o zaman meşruiyetini  Allah’tan alır. Allah’ın yetkisinde olan işlerin meşruiyeti  Allah’tandır, daha doğrusu fi’lullah olmasının kendisi meşruiyet alametidir.

Eğer insanın işlerinden ise o zaman meşruiyetini insanlardan alır. „Peygamber göndermek“, „Hakimiyet hakkı ve devlet modelini belirlemek“ fi’lullah olduğu için peygamberler kurdukları devletlerde meşruiyetlerini Allah’tan alırlar. Peygamberden sonra imamet makamını belirlemek de filullahtır, dolayısıyla meşruiyetini Allah’tan alır. Meşruiyet konusunda „batı siyasal bilimi ile „İslam siyaset biliminin“ mukayesesi/karşılaştırılması ve hangisinin hak batıl olduğunun isbat etmek başka bir alanda ele alınacaktır.

İslam ümmeti ittifak, görüş birliği ile Resulullah’ın (s.a.a) kurduğu İslam devletinin meşruiyetinin Allah tarafından olduğunu kabul etmektedirler. Şia ve ehli sünnet arasında bu konuda hiç bir ihtilaf sözkonusu değildir. Dolayısıyla Medine’de kurulan ilk İslam devletinin meşruiyeti, Medineli müslümanların peygamberi kabulü ve ona kucak açmalarından kaynaklanmıyor. Müslümanların, Resulullah’a (s.a.a) iman etmeleri ve peygamberin yanında yer alarak biat etmeleri, sadece İslam devletinin tahakkuk etmesini sağlamıştır. Medineli müslümanlar Resulullah’ı (s.a.a) kabul etmeselerdi “Risalet” meşru olmayacak mıydı? Mekkeli müslümanlar kabul etmedikleri için Resulullah(s.a.a) meşru değil miydi? Mekkeliler kabul etmedikleri için sadece İslam devleti tahakkuk bulmadı.

Ehli sünnet inancına göre Resul-u Ekrem’den (s.a.a) sonra bütün hükümetler meşruiyetini halktan alır; geçmişte biat, günümüzde ise halkın oyu ile sabit olur. Şia inancında ise Peygamber’den (s.a.a) sonra masum imamların imametleri ve kurdukları devletlerin meşruiyeti de Allah tarafındandır. Örneğin Hz.Ali (a.s) Resulullah’tan sonra bilafasl/aralıksız İslam devletinin lideri olması gerekiyordu ama halk kabul etmediği için tahakkuk bulmadı. Aradan 25 yıl geçtikten sonra halkın Hz.Ali’ye yönelmeleri, meşruiyeti Allah’tan olan İslam devletinin sadece tahakkukunu sağlamıştır. Hz.Ali’nin (a.s) Kufe’de kurmuş olduğu İslam devleti meşruiyetini halktan almıyordu. Diğer masum imamlar için de aynısı sözkonusudur; İmam Hasan‘nın (a.s) 6 aylık İslam devletinin lideriliğinin meşruiyeti ilahi olup halkın biatıyla tahakkuk bulmuştur ama halkın 6 ay sonra yüzçevirmesi ve İmam’ı (a.s)  yalnız bırakmaları İslam devletinin devamını sekteye uğratmıştır. Halkın Muaviye’nin yanında yer alması da Muaviye’ye meşruiyet kazandırmaz.

Resulullah’ın (s.a.a) İslam devleti diğer bir tabirle “risalet devletiydi” ve İslam devletinin temelini “risalet” oluşturuyordu. Masum imamların devletine de İslam devleti, diğer bir deyimle “imamet devleti” denilir ve imamet devletinin temelini “imamet ve velayet” oluşturmaktadır. Dolayısıyla İmamlar hayatta oldukları müddetce isimleri ne olursa olsun kuracakları İslam devletinin adı “imamet devleti” olacaktır. Masum İmamların kendi dönemlerinde İslam devleti tahakkuk bulsaydı adı “İmam Sadık (a.s) devleti”, “İmam Rıza (a.s) devleti” değil “İmamet ve velayet devleti” olacaktı. Meşruiyeti ilahi olduğu için Allah’ın irade ettiği “ilahi kanun devleti” hakim olacaktır. Dolayısıyla İslam devleti meşruiyetini, devletin anayasasını ve modelini kim belirlerse ondan alır, halk devlet modelini tayin edemeyeceği için meşruiyet de veremez.

Özetlersek, İslam devletinin meşruiyetinde halkın herhangi bir hakkı, rolü ve yetkisi yoktur.

Halkın  İslam devletinin oluşmasında/kurulmasında rolü

İslam devleti meşruiyetini Allah’tan alıyorsa ve halkın kendisini idare edecek devleti seçmede bir fonksiyonu yoksa o zaman halkın ne gibi bir rolü vardır?sorusu akla gelmektedir.

İslam devletinin meşruiyetinde değil ama bu devletin kurulmasında halkın isteği ve çabası İslam devletininin tahakkukunu diğer bir deyimle Allah’ın iradesinin meşru gördüğü devletin yeryüzünde gerçekleşmesini sağlıyor. Halkın biatı İslam devletini, devlet modelini, yönetim şeklini ve İslam devletinin liderini onaylamaları demektir.

Resulullah (s.a.a) ve masum imamların (a.s) İslam devletlerinde halkın rolü;

1-Halkın en önemli rolü  İslam devletinin oluşmasında ve kurulmasında ifa ettiği fonksiyonudur. Halk istemezse İslam devletinin gerçekleşmesi mümkün olamaz. Halk ilahi önderlerin davetine “evet” deyip İslam devletinin kurulmasında vazifesini yerine getirirse, ilahi öndere de onların biati ile İslam devletini kurmak farz olur. Halk istemezse ilahi önderlerin halkı zorlaması caiz değildir ve İslam devleti kurmak farz olmaz.

Hz Peygamber (s.a.a.) bir gün Hz Ali'ye şöyle hitap ediyor :" İnsanlar senden hoşnut olurlarsa onlara yönetici ol. Seni kabul etmedikleri takdirde ise onları kendi haline bırak ve onların reylerine saygılı ol…" Bu rivayet şu noktayı beyan buyuruyor: Halk vazifesini yerine getirmez ve senin imametini kabul edip biat etmezse artık devlet kurma ve onlara fiili lider olma şartları yok olmuştur, onları kendi hallerine bırak. Bu rivayetin manası,“onların görüşlerine saygı göster, onlar başka bir sistemi ve başka birini lider olarak tercih etmişlerse onların bu seçimi doğrudur, meşrudur” manasına değildir.

Şia inancına göre imamet de nübuvvet gibi Allah tarafından tayin edilmiştir ama bunun gerçekleşmemesi o zaman aralığında müslümanların hz. Ali’nin (a.s) yanında yer alıp destek vermemesinden kaynaklanmıştır. O dönemde insanların bazıları imameti inkar ettikleri, bazıları da görevlerini yerine getirmedikleri için hz. Ali (a.s) 25 yıl sabretmek, beklemek zorunda kalmıştır; hz.Ali’nin (a.s) yanında sadece 12 kişi bulunuyordu, bu da devlet kurmak için yeterli değildi. 25 yılın sonunda, halkın hz. Ali’ye (a.s) yönelmesiyle imametin önderlik ve devlet adamlığının tahakkuk bulma şartları oluşmuş ve hz. Ali (a.s) biatlari kabul edip İslam devletini kurmuştur.

Hz.Ali (a.s) halife olmadan önce de sonra da aynı hz.Ali’ydi(a.s), aynı yetkilere sahipti, her iki dönemde de meşruiyeti vardı. 25 yıl boyunca değişen başka bir şey vardı; o da halkın vazifesini anlaması, ilahi emir karşısında üzerine düşen görevin ne olduğunun farkına varmasıydı. Değişen halktı, hz. Ali (a.s) değil. Hz.Ali’nin (a.s) meşruiyeti sözkonusu değildi, halkın vazifesini anlayarak imametin hilafet boyutunun tahakkuku sözkonusuydu. Kısacası İslam devletinin kurulması ve tahakkuk bulması halkın isteğine ve biatına bağlıdır.

2- Halkın ikinci en büyük rolü/vazifesi İslam devletinin devamının sağlanmasıdır. Halk, İslam devletinin varlığını sürdürmesi için çaba sarfetmez, fedakarlıkta bulunmaz ve devamına karar vermezse, İslam devleti devamlılığını sürdüremez ve ilahi ahkamı hakim kılamaz.

Allah-u Teala peygambere buyuruyor: “...O  yardımıyla ve müminler ile seni destekledi”.Enfal /62

Ayet, İslam devletinde hakkın hakim olmasında Resulullah’ın (s.a.a) başarısının şartının müminlerin peygamberin yanında bulunup yardımlarıyla destek vermek olduğunu beyan ediyor. İslam devletinin devamlılığı ve başarısı halkın desteğine bağlıdır.

3- Halkın en önemli fonksiyonlarından biri ilahi ahkamın uygulanmasında İslam devleti yetkililerini vekil tayın etmeleridir. Halk kendi  yetkilerinde olan kendi işlerini takip etmekte; haklarınının verilmesi, haklarının korunması, canlarının, mallarının, namuslarının korunup emniyetlerinin sağlanması, düşmanlardan korumak gibi işlerde İslam devleti yetkililerini biat ve oylarıyla kendi yerlerine vekil tayin ederler. Resulullah (s.a.a) Medine devleti döneminde diğer bölgelere atadığı valiler/temsilciler o bölge hakının rızasıyla gerçekleşiyordu. Savaşlarda ve toplumun işlerinde halk ile istişare ediyordu. Hz.Ali (a.s) hükümeti döneminde İslam beldelerine vali tayin ederken o şehrin halkının görüşüne değer veriyor ve onlarla istişare ediyordu.

4- Halk, kendi işlerinde İslam devletinin liderinin müşaviri olma hakkına sahiptir. Kendi işlerinde İslam devleti lideri halk ile istişare etmesi gerekmektedir. Kur’an‘da beyan edilen “şura meselesi” de bu konuyu net bir şekilde açıklamaktadır.

Kulların yetkisinde olan işler kendilerine ait işler olup Allah o işlerde kendilerini muhayyer (özgür ve seçici) bırakmıştır. “ ....İşlerde onlara danış / Şavirhum bilemr...”( Al-i İmran / 159) “.... İşleri aralarında danışmaya dayalıdır / Emruhum şura beynehum..” ( Şura/ 38) ayatelerde Allah-u Teala peygamberi insanların yetkisinde olan işlerde istişare etmeye, danışmaya emrediyor, insanların da kendi yetkilerinde olan işlerini istişare/şura ile yapmaları gerektiğini beyan ediyor.

Resulullah (s.a.a) ve Masum İmamlar (a.s) döneminde halkın İslam devletinde rolünün ne olduğu anlaşıldıktan sonra gaybet döneminde halkın vazifesinin ne olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Masum İmamın gaybette olduğu dönemde kurulacak İslam devletinde/ Velayet-i Fakih sisteminde halkın ne gibi hak, yetki ve fonksiyonu vardır?

Devam edecek....

sabahyil@hotmail.com

Paylaşım
Yazdır Yorum Yaz Yorumlar 0 Yorum
Diğer İlgili Başlıklar
VELİLİK VE ÖNDERLİK 30-10-2011 tarihinde eklendi
VELAYET-İ FAKİH SİSTEMİNDE HALKIN ROLÜ (2) 28-10-2011 tarihinde eklendi
İSLAM DEVLETİNDE HALKIN FONKSİYONU 03-10-2011 tarihinde eklendi
İSLAMİ HUKUK DEVLETİ 25-09-2011 tarihinde eklendi
AHBARDA VELAYET-İ FAKİH 25-09-2011 tarihinde eklendi
NASS YOLUYLA VELAYET-İ FAKİHİN İSPATI (1) 25-09-2011 tarihinde eklendi
NASS YOLUYLA VELAYET-İ FAKİHİN İSPATI (2) 25-09-2011 tarihinde eklendi
YARGI MAKAMI KİMDE OLMALIDIR 25-09-2011 tarihinde eklendi
İSLAMİ DEVLET VE YÖNETİM BİÇİMİ 25-09-2011 tarihinde eklendi
DEVLET KURULMASINI GEREKLİ KILAN DELİLLER 25-09-2011 tarihinde eklendi
FAKİHİN VELAYETİ KONUSUNDA KUR'AN-I MECİD'DEN AYETLER 24-09-2011 tarihinde eklendi
Üyelik

Kullanıcı Adı :
Şifre :
 
Yeni Üyelik Şifremi Unuttum
Duyurular
En Çok
Okunanlar İzlenenler
Anket
Sitemizi yeterli buldunuzmu ?
Evet
Hayır
Daha İyi Olabilir
Rast Düşünce ® 2010 - 2011
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım