Ana Sayfa Künye İletişim Foto Galeri Ziyaretçi Yorumları Siteme Ekle
Medyalar
Miladi : 18 Mayıs 2012 Hicri : 27 Cemaziye'l-Ahir 1433
MEHDEVİYET VELAYET-İ FAKİH İRFAN İSLAM TARİHİ TEFSİR SİYASİ AKIMLAR DÜŞÜNCELER ŞAHSİYETLER GENÇLİK AHLAK KİTAP DÜNYASI
30-10-2011 tarihinde, 17:10 saatinde eklendi
NEHC'UL BELAGA'DA HÜKUMET
NEHC'UL BELAGA'DA HÜKUMET


Murtaza Mutahhari

Nehc'ül-Belâğa'da üzerinde sıkça durulan konulardan biri hükümet ve adaletle ilgili meselelerdir.

Nehc'ül-Belâğa'yı bir defa baştan sona mütalaa edenler Hz. Ali'nin (a.s) hükümet ve adalet konusunda ne denli hassas olduğunu, bunlara ne kadar değer ve önem verdiği­ni görürler. İslâm hakkında bilgileri olmayan ve diğer din­lerin öğretileriyle az çok aşinalığı olanlar, bir din önderi­nin bu konulara neden bu kadar önem verdiğine şaşıracak, bunlar dünya ve dünya hayatıyla ilgili meseleler olduğuna göre bir din liderinin dünya, hayat ve toplumsal mesele­lerle ne ilgisi olabilir(?!) diyeceklerdir.

Buna karşılık, İslâmî öğretilerle aşinalığı olanlar, Hz. Ali'nin (a.s) Resulullah'ın (s.a.a) terbiyesi altında büyüdü­ğünü, Resulullah'ın (s.a.a) onu çocuk yaşta babasından alarak kendi evinde ve dizleri üzerinde büyüttüğünü, kendine has talim ve terbiyeyle onu yetiştirdiğini, İslâm'ın sırlarını öğrettiğini, İslâm'ın usul ve fürularını, ayrıntılarını, onun ruhuna işlediğini bilenler buna asla şaşırmaz; tersine bunun aksi olsaydı şaşırırlardı.

Kur'ân-ı Kerim şöyle buyurmuyor mu?: "Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik."(Hadid, 25)

Bu ayette adaletin sağlanması, bütün peygamberlerin gönderiliş sebebi olarak belirtilmiştir. Adaletin kutsal makamı o kadar yücedir ki, Allah'ın peygamberleri onun için gönderilmişlerdir. Buna binaen Kur’ân’ın müfessiri, açıklayıcısı, İslâm'ın usul ve füruatının beyan edicisi olan Hz. Ali (a.s) gibi birisinin bu mesele hakkında susması veya ona az önem vermesi nasıl düşünülebilir?

Öğretilerinde bu konulara gerekli dikkati göstermeyen veya bu konuların ikinci derecede önemli meselelerolduğunu, dinde sadece taharet ve necaset gibi konuların temel teşkil ettiğini sananlar, derin bir yanılgıya düşmüşlerdirve düşüncelerini yeniden gözden geçirmeleri gerekir.

KONUNUN DEĞERİ

İncelenmesi gereken ilk konu Nehc'ül-Belâğa açısından bu meselelerin ne derecede önem ve değer taşıdıklarıdır. Esasen İslâm dini adalet ve hükümet konusuna ne ölçüde önem veriyor. Bu konu üzerinde ayrıntılı olarak durmak, kitabımızın kapasitesini aşar; bu nedenle bunlura kısaca değinmekle yetineceğiz.

Kıır'ân-ı Kerim Resulullah'a (s.a.a) kendisinden sonra Ali'nin (a.s) insanlar üzerine velâyeti, hilafeti ve önderli­yini halka bildirmesini emrettiğini şöyle buyuruyor:

"Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yapmamış olursun."[1]

İslâm'ın hangi meselesine bu kadar önem verilmiştir? Hangi konunun iblâğ edilmeyişi, halka açıklanmayışı, elçiliğinyerine getirilmemesiyle eşit tutulmuştur?

Müslümanların yenilgiye uğradıkları Uhud Savaşında, Resulullah'ın (s.a.a) öldürüldüğü haberi yayılınca, Müslümanlardanbir grubun cepheye sırt çevirerek kaçtıkları hakkında Kur'ân-ı Kerim şöyle buyuruyor:

"Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye mi döneceksiniz?!"[2]

Üstad Allâme Tabatabaî (ruhum ona feda olsun) "Velâyet ve Hükümet" adlı makalesinde bu ayeti şöyle yorumlamaktadır: Peygamberin savaşta öldürülmesi, işlerinizi hiçbir türlü aksatmamalıdır. Böyle bir durumda derhal Peygamberinizden sonra rehberiniz olan kişinin emri etrafında toplanıp yolunuza devam etmelisiniz.

Ayrı bir ifadeyle, Peygamber öldürülür veya kendi eceliyle ölürse, Müslümanların toplumsal ve askeri düzenleri dağılmamalıdır.

Resul-ü Ekrem (s.a.a.) bir hadiste şöyle buyuruyor: “( En azı) üç kişi bir yolculuğa çıktığınızda kesinlikle aranızdan birini kendinize emir ve başkan seçin."Bu hadisten, Resulullah (s.a.a) açısından kargaşa ortamında ihtilafları giderip toplum bireyleri arasında bağları pekiştirecek toplumu hakim bir gücün olmayışının ne kadar zararlı olduğu anlaşılabilir.

Nehc'ül-Belâğa'da hükümet ve adaletle ilgili olaraksöz konusu edilen meseleler oldukça fazladır ve biz Allah'ın yardımıyla onlardan sadece bazılarına değineceğiz.

Üzerinde dikkatle durulması gereken ilk konu, hükü metin varlığının önemi ve gerekliliğidir. Hz. Ali (a.s) güçlü bir hükümetin gerekliliğini defalarca vurgulamış ve Haricîlerin işin başında savundukları, "Kur'ân-ı Kerim elimizde olduğu sürece hükümete gerek yoktur" düşüncesinie karşı mücadele etmiştir.

Bilindiği üzere, Haricîler "La hükme illa lillah=Hüküm ancak Allah'ındır" sloganına sarılmışlardı. Bu slogan Kur’ân-ı Kerim'den alınmış olup hüküm, emir (kanun) ancak Allah tarafından veya Allah'ın kanun koyma izni verdiği kimseler tarafından konulmalıdır, anlamına gelir. Fakat Haricîler bu cümleyi başta başka bir şekilde yorumlamışlar ve Hz. Ali'nin (a.s) ifadesiyle, bu hak sözden batılı irade etmişlerdir. Haricîlerin bu cümleyle kastettikleri şudur: Beşerin hükümet hakkı yoktur, hükümet yalnız Allah'a aittir.

Hz. Ali (a.s) buyuruyor ki: "Doğru bir söz; fakat onunla batıl murat edilmede. Evet, gerçekten de hüküm ancak Allah'ın; ama bunlar, emri ancak Allah verir diyorlar; oysaki insanlara iyi yahut kötü, mutlaka bir emir sahibi gerektir.[3]' İnanan, onun buyruğu altında işe koyulur, kâfir, onun sayesinde faydalar bulur; Allah, takdir ettiğizamanı onunla yürütür. Mallar, ganimetler, o yüzden toplanır; yollar, o yüzden emin olur; zayıfın hakkı, kuvvetliden onunla alınır da iyi kişi huzura erer; kötüden görmez zarar. "[4]

Hz. Ali (a.s) bütün ilâhî erler ve rabbanî kişiler gibi, Hükümet ve önderliği, makamperestlik duygusunu doyuracakbir dünya makam ve mevkisi, yaşamın hedef ve ideali olarak küçümsemiş, değersiz bilmiştir. Onu dünyanın diğer  maddî metası gibi cüzamlı bir insanın elindeki domuz kemiğinden daha değersiz sayıyor; fakat aynı zamanda bu hükümet ve rehberliği gerçek doğrultusunda, yani adaletin uygulanması, hakkın icrası ve topluma hizmet anlamında çok mukaddes bir sorumluluk biliyor, bu mukaddes makamınfırsatçı rakiplerin eline geçmesine engel olmuyor, bunu yağmacılardan korumak için kılıç sallamaktan çe­kinmiyordu.

İbıı-i Abbas Hz. Ali'nin hilafeti döneminde, o hazretin huzuruna varmıştı. Hazret, ayakkabısını tamir ediyordu. İbn-i Abbas diyor ki: Bana, "Bu ayakkabının değeri nedir" diye sordu. Değeri yok ki, dedim. Buyurdular ki; “Andolsun Allah’a ki, bu ayakkabı, size emir olmaktan, hükümet etmekten daha değerli, daha sevimlidir bana; ancak gerçeği, hakkı ayak üstünde durdurur, adaleti icra eder, batılı giderirsem o başka."'

214. hutbede hukuk alanında genel bir konuşma yaparak buyuruyor ki:

"Sonra, noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, bazı insanlar için bazısına kendi haklarından bir kısmını vacip etmiş, çeşitli derecelerle de o hakları eşit kılmıştır. Bazı hakları, öbür haklar karşılığında öyle vâcip etmiştir ki onlar yapılmadıkça öbürleri de yapılamaz."

Sonra şöyle devam ediyor:

"Allah haklarının en büyüğü, buyruk sahibinin, buyruğu altındakilere, buyruğu altında olanların da buyruk sahibine terettüp eden haktır. Bu bir farzdır ki Allah herkese farz etmiştir bunu. Halkın düzene girmesine, dinlerin üstün olmasını vesile kılmıştır bunu. Halk, ancak buyruk sahiplerinin düzgün olmalarıyla düzene girer; buyruk sahipleri de ancak buyruğa uyanların doğruluğuyla yücelir, kurtuluşa erer. Halk, kendisine emredenin hakkını eda ederse, halka emreden de emrettiklerine haklarını verirse aralarında gerçek, üstün olur; din yollan düzelir; adalet yerine gelir (adaletin nişaneleri tam olarak zahir olur),1 yollar-yordamlar halk arasında yürür gider (sünnetler gerçek mecrasında akışına devam eder). Bununla da zaman düzelir, devletin bekası umulur (zaman ve ortam sevimli olur), düşmanların (sağlam temel üzere kurulu topluma yönelik) ümitleri ye'se döner."

--------------

1-Nehc'ül-Belâğa, hutbe, 33.



I - Mâide, 67.

[2]Âl-i İmrân, 144.

[3]Yani sliah, din buyruklarına uygun bir hükümetin olmadığı durumlarda bile toplum düzenini koruyan Salih olmayan bir hükümet, kargaşa, düzensizlik ve orman kanunlarının hakim olduğu hayat ortamından daha iyidir.

 

[4]Nehc'ül-Belâğa, hutbe, 40.

Paylaşım
Yazdır Yorum Yaz Yorumlar 0 Yorum
Diğer İlgili Başlıklar
HZ. MEHDİ (A.F.) HAKKINDA TEFSİR EDİLEN AYETLER 08-01-2012 tarihinde eklendi
HADİSLERDE İMAM MEHDİ-GÜNEŞİN DOĞUŞU 07-01-2012 tarihinde eklendi
KUR'AN'DA HZ. MEHDİ (A.S.) 25-12-2011 tarihinde eklendi
VELAYET-İ FAKİH'İN İSPATINDA ÖMER BİN HANZALA HADİSİ 30-10-2011 tarihinde eklendi
NEHC'UL BELAGA'DA HÜKUMET 30-10-2011 tarihinde eklendi
KUR'AN'DA VELİ VE VELİLİK 30-10-2011 tarihinde eklendi
KUR'AN'DA HZ. MEHDİ (A.S.) 26-10-2011 tarihinde eklendi
Üyelik

Kullanıcı Adı :
Şifre :
 
Yeni Üyelik Şifremi Unuttum
Duyurular
En Çok
Okunanlar İzlenenler
Anket
Sitemizi yeterli buldunuzmu ?
Evet
Hayır
Daha İyi Olabilir
Rast Düşünce ® 2010 - 2011
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım