Ana Sayfa Künye İletişim Foto Galeri Ziyaretçi Yorumları Siteme Ekle
Medyalar
Miladi : 18 Mayıs 2012 Hicri : 27 Cemaziye'l-Ahir 1433
MEHDEVİYET VELAYET-İ FAKİH İRFAN İSLAM TARİHİ TEFSİR SİYASİ AKIMLAR DÜŞÜNCELER ŞAHSİYETLER GENÇLİK AHLAK KİTAP DÜNYASI
30-10-2011 tarihinde, 20:57 saatinde eklendi
SEYYİD KUTUP’TAN DAVET METODU (KAFİRÛN SURESİ’NİN TEFSİRİ)
SEYYİD KUTUP’TAN DAVET METODU (KAFİRÛN SURESİ’NİN TEFSİRİ)


 

 

1- De ki: Ey kâfirler.

2- Ben sizin taptıklarınıza tapmam.

3- Siz de benim taptığıma tapmazsınız.

4- Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim.

5- Sizler de benim taptığıma tapacak değilsiniz.

6- Sizin dininiz size, benim dinim bana.

Bu reddetmenin üzerine reddetme kesinlik üzerine kesinlik, pekiştirme üzerine pekiştirmedir. Reddetmenin, kesinliğin ve pekiştirmenin tüm üslupları burada kullanılmıştır.

“De ki: `Bu yüce ALLAH’ın kesin emridir.” Bu inanç sisteminin dizgininin yalnız ALLAH’ın elinde olduğunu ortaya koymaktadır. Hz. MUHAMMED’in bu İşte bir fonksiyonu yoktur. İşi doğrudan yönlendiren ALLAH’tır. Ki O, emir verdiğinde asla reddedilmeyecek, hükmüne karşı çıkılmayacak, tek ALLAH’tır.

“De ki: Ey kafirler!” Onlara gerçek kimlikleri ile seslenmekte ve onları kendi sıfatları ile nitelendirmektedir. Onların hiçbir dini yoktur. Hiçbir dine bağlı değillerdir. Onlar inanmış da değiller. Sadece kâfirdir onlar. Dolayısıyla herhangi bir yolda senin ve onların buluşması mümkün değildir.

Böylece surenin girişi ve sözün açılış bölümü, hiçbir şekilde birlik umudu olmayan, ayrılık gerçeğini ortaya koymaktadır!

“Ben sizin taptıklarınıza tapmam.” Benim ibadetim sizin ibadetinizden farklıdır. Benim ilahım sizin ilahınızdan başkadır.

“Sizde benim taptığıma tapmazsınız.” Sizin ibadetiniz başka, benim ibadetim başkadır. Sizin ilahınız başka, benim ilahım başkadır.

“Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim.” Bu, birinci maddenin isim cümlesi kalıbı içinde pekiştirilmesidir. Bu ifade söz konusu sıfatın sürekliliğini ve değişmezliğini daha anlamlı bir biçimde dile getirmektedir.

“Benim taptığıma da sizler tapacak değilsiniz.” Bu da ikinci maddenin pekiştirilmesi için gelen bir tekrardır. Zanna ve şüpheye yer kalmasın diye. Tekrarın ve pekiştirmenin tüm vasıtalarının kullanıldığı bu pekiştirme ve tekrardan sonra zanna ve şüpheye yer kalmaz.

Burada buluşma imkânı bulunmayan ayrılık, benzerlik tarafı bulunmayan çelişki, beraberlik imkânı bulunmayan ayrılık, karışma imkânı bulunmayan farklılık gerçeği özet biçimde veriliyor.

“Sizin dininiz size, benim dinim bana.” Ben buradayım siz ise oradasınız. Aramızda ne geçit ne köprü, ne de yol var!! Bu tam ve kapsamlı bir ayrılıktır. En ince noktalarına varılıncaya kadar bir farklılıktır.

Özdeki bütün farklılığın boyutlarını açıklamak için böyle bir ayrılık zorunlu idi. Çünkü bu, yolun ortasında herhangi bir şekilde buluşmayı imkânsız kılan bir ayrılıktı. İnanç sisteminin özünde, düşüncenin temelinde metodun gerçeğinde ve yolun yapısında meydana gelen bir farklılıktır.

Hiç şüphesiz tevhid bir sistem, şirk ayrı bir sistemdir. Bunlar asla buluşup birleşemez. Tevhid insanı bütün bir varlıkla birlikte ortağı olmayan tek ALLAH’a yöneltir. İnsanların inanç sistemlerini ve hukuklarını, değerlerini ve ölçülerini, eğitim ve ahlâkını, hayat ve varlıkla ilgili tüm düşüncelerini kendisinden alacağı kaynağı belirler. Mü’minin kendisinden alacağı bu kaynak ALLAH’tır, sadece ALLAH, ortaksız olarak ALLAH. Bu nedenle müminin hayatı bütünüyle bu ilke üzerinde kuruludur. Gizli ve açık hiçbir şekilde şirkle karışamaz. Yolunun tüm aşamalarında böyledir. Böyle net bir ayrılık hem davet edenler için bir zorunluluk, hem de davet edilenler için bir zorunluluktur.

Hiç şüphesiz insanlar cahiliye düşünceleri ile iman kaynaklı düşünceleri birbirine karıştırabilirler. Özellikle daha önce doğru inanç sistemine tabi olan ve ondan sonra sapan topluluklarda bu tür karıştırmalar söz konusu olduğu gibi İşte bu topluluklar, sapmak, döneklik ve karışıklıktan uzak yalın bir iman gerçeği karşısında en fazla direnen topluluklardır. Bunlar gerçek inanç sistemini hiç tanımamış olan topluluklardan daha da katıdırlar. Çünkü bunlar sapıklıklarının ve dönekliklerinin kördüğüm haline geldiği durumlarda bile kendilerinin doğru yolda olduklarını zannederler. İnançlarında, uygulamalarında görülen doğru yanlış karışımı, iyi ile kötünün karışıklığı davetçiyi dahi aldatabilir. Bu durumlarda davetçiler onların iyi taraflarını kabul etme, kötü taraflarını da düzeltmeye çalışma cazibesine kendisini kaptırdığında büyük bir yanılgıya düşerler. Bu yanılgı son derece tehlikelidir.

Hiç şüphesiz cahiliyye cahiliyyedir, İslam da İslam. Aralarında derin farklar vardır. Tek çare bütünüyle cahiliyeden sıyrılmak ve yine bütünüyle İslam’a girmektir. Tek yol, içindeki bütün özellikleri ile cahiliyyeden ayrılmak ve bütün özellikleri ile İslam’a göç etmektir.

Bu konuda atılacak ilk adım davetçinin cahiliyye sisteminden farklı olduğunu ortaya koyması ve ondan tamamen ayrı olduğunun bilincinde olmasıdır. Düşüncede, sistemde ve uygulamada tamamen ayrı. Bu ortak noktalarda buluşmaya asla müsaade etmeyen bir ayrılıktır. Yardımlaşmayı imkânsız kılan bir farklılıktır. Ne zaman cahiliyye taraftarları bütünü ile cahiliyyeden İslam’a geçerlerse o zaman sona erer.

Yama yapmak yok. Orta yolda çözüm arama yok. Yolun ortasında buluşma yok. Cahiliyye istediği kadar İslam kılığına bürünsün. İstediği kadar İslam’ın adını kullansın.

Bu düşüncenin davetçinin bilincinde netlik kazanması, davanın temel taşıdır. İlk adım davetçinin kendisini cahiliye mensuplarından farklı bir insan olduğunun bilincine varması, onların kendilerine göre dinleri, kendisinde kendine göre dini, onların kendilerine göre yolları, kendisinin ise kendisine has yolu olduğunun bilincine varması. Onların yollarında onlarla birlikte tek adım dahi atamayacağını kavraması, görevinin kendi yolunda yürümesi olduğunu anlamasıdır. Hiç barışmadan ve dininden az veya çok taviz vermeden.

Öyle ise bu tam bir uzaklaşma, kesin bir ayrılık ve apaçık bir karşı tavırdır. “Sizin dininiz size benim dinim bana.”

Bugün İslam’a davet eden insanlar böyle bir uzaklaşmaya, ayrılığa ve böyle bir kesinliğe o kadar muhtaçtırlar ki. İslam’a çağıranlar, keşke sapık bir cahiliye ortamında ve yine İslam inancını daha önce tanımış, sonra üzerinden uzun zaman geçmesi ile “kalpleri katılaşan ve çoklarının dinden saptığı” (Hadid 16) insanların yaşadığı bir ortamda İslam’ı yeniden kurmaya çalıştıklarının bilincinde olsalardı! Ortak bir çözümün bulunmadığını, ortak noktalarda buluşulmayacağını, yanlışları düzeltmenin ve sistemleri birbirine yamamanın mümkün olmadığını bilselerdi. Bunun yerine asrı saadet döneminde olduğu gibi islama yeniden davet etmenin gerektiğini cahili bir ortamda davet yaptıklarını ve kendilerinin bu cahili ortamdan tamamen farklı olması gerektiğini keşke anlasalardı. “Sizin dininiz size benim dinim bana.” İşte benim dinim budur: Düşüncelerini, değerlerini, inancını ve hukukunu bütünü ile ALLAH’tan alan, O’na ortak koşmayan yalın tevhid dini. Her şeyde, hayatın ve yaşantının her alanında yalın tevhid dini.

Bu kesin ayrılık olmadan; karışıklık devam edecek, karşılıklı yumuşama sürecek, karıştırmalar sürüp gidecek yamanmalara devam edilecektir. İslam’a davet böylesine zayıf, güçsüz ve ısmarlama ilkeler üzerine kurulamaz. İslam çağrısının temeli açıklık, netlik, kesinlik ve cesarettir. “Sizin dininiz size, benim dinim bana.”

Davetin başlıca yolu budur İşte: “Sizin dininiz size! Benim dinim bana!”

(Seyyid Kutub – Fizilal-il Kur’an)

Paylaşım
Yazdır Yorum Yaz Yorumlar 0 Yorum
Diğer İlgili Başlıklar
ULUL EMR KİMDİR? (2) 29-11-2011 tarihinde eklendi
ULUL EMR KİMDİR? (1) 29-11-2011 tarihinde eklendi
KUR'AN'DA TÖVBE 30-10-2011 tarihinde eklendi
KUR'AN'DA TEVİL 30-10-2011 tarihinde eklendi
SEYYİD KUTUP’TAN DAVET METODU (KAFİRÛN SURESİ’NİN TEFSİRİ) 30-10-2011 tarihinde eklendi
ABDESTTE AYAKLAR YIKANMALI MI, YOKSA MESH Mİ EDİLMELİ? 30-10-2011 tarihinde eklendi
KUR'AN MUCİZELERİNİN ŞEKİLLERİ 30-10-2011 tarihinde eklendi
KUR'AN-I KERİM'DE SOSYAL İLİŞKİLER 28-09-2011 tarihinde eklendi
BİR PEYGAMBER VE İMAM OLARAK İBRAHİM (A.S.)'IN KİŞİLİĞİ VE ONUN KİŞİLİĞİNDE İMAMETİN ANLAMI (1) 28-09-2011 tarihinde eklendi
BİR PEYGAMBER VE İMAM OLARAK İBRAHİM (A.S.)'IN KİŞİLİĞİ VE ONUN KİŞİLİĞİNDE İMAMETİN ANLAMI (2) 28-09-2011 tarihinde eklendi
BİR PEYGAMBER VE İMAM OLARAK İBRAHİM (A.S.)'IN KİŞİLİĞİ VE ONUN KİŞİLİĞİNDE İMAMETİN ANLAMI (3) 28-09-2011 tarihinde eklendi
HZ. ADEM'İN TEVBESİ VE İNSAN HAYATINDAKİ YERİ 28-09-2011 tarihinde eklendi
ALLAH'A GÖRE KURTULUŞ ÖLÇÜLERİ 28-09-2011 tarihinde eklendi
KUR'ÂN-I KERİM İN TEFSİRİNDE EHL-İ BEYTİN ROLÜ 25-09-2011 tarihinde eklendi
PEYGAMBERLERİN MASUMİYETİ 24-09-2011 tarihinde eklendi
ŞEYTANIN İNSAN ÜZERİNDEKİ NÜFUZU 24-09-2011 tarihinde eklendi
HZ. ADEM'İN HATASI VE BUNUN PEYGAMBERLERİN İSMETİ İLE İLGİSİ 24-09-2011 tarihinde eklendi
Üyelik

Kullanıcı Adı :
Şifre :
 
Yeni Üyelik Şifremi Unuttum
Duyurular
En Çok
Okunanlar İzlenenler
Anket
Sitemizi yeterli buldunuzmu ?
Evet
Hayır
Daha İyi Olabilir
Rast Düşünce ® 2010 - 2011
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım