Hüseyin KIRAN
Saptırılmayan tarihten alınan en önemli derslerden birisi iyiyi, doğruyu, adaleti, hakk üzere yaşamayı isteyenler ile kendi nefisleri ve arzularına göre yaşayıp insanlığa tahakküm etmek isteyen diktatörler, zalimler ve gasıplar arasında amansız bir mücadelenin var olduğudur. Bu mücadelenin en iyi formüle ediliş tarzı “ hak ile batıl mücadelesi” dir.
Hak - batıl mücadelesinde her zaman batıl güçler, kendisini var kılmak için gizli ve açık hileler geliştirmişlerdir. İşte bir örnek; Ebu Süfyan batılın temsilcisi olarak rolünü bin bir hile ve desiseyle ifa ederek Hz.Resulullahın getirdiği dini sabote etmekten biran bile geri durmadı. Sonraki zamanlarda hakkın(İslam’ın) nurunu zayıflatacak karanlığı taşıyan en büyük hilesini ortaya koydu. Kendisini, tövbe eden bir Müslüman olarak gösterdi ve bu hilesini zayıf, basiretsiz ve hala nefsi kabarık ve imanı terbiye olmamış cahil Müslümanlara yutturdu.
Ebu Süfyan, oğlu Muaviye’ye “hile” mirasını bırakarak layık olduğu yere gitti. Muaviye Kur’an’ı mızrak ucuna takarak yani kutsalın arakasına sığınarak habis emellerini Kuran sayfalarının arkasına gizletti. Aklı ve kalbi vahiy çeşmesiyle yıkanan basiretli Müslümanlar bu hilenin farkında idiler ama Ebu Süfyan’ın Müslümanlığına kanan aynı basiretsiz ve cahil Müslümanlar bu sefer Muaviye’nin hilesini yuttular.
Hile mirası Muaviye’den Yezide kalmıştır. Yezidin önündeki en büyük engel hakkın nuru Ali’nin oğlu Hüseyin’dir. Kandırılan Müslümanların eliyle yok edilmek istenen şey Muhammed’in dininin korunmasının bedeli Hüseyin’in kanıdır.
Şehitlerin Efendisi (Seyyid-üş-Şüheda), Allahın Kanı (Sarellah), Resulullah’ın göz nuru ve Cennet Gençlerinin Efendisi Hz Hüseyin(a.s.)’ın, insanlığın kurtuluşu olan hak din İslam’ı kanıyla yeşerttiği gün Aşura günüdür. Muharrem ayının 10.günü.
Bu günde Hakk olan Hüseyin ve yarenleri, batıl olan ise Yezit ve taraftarlarıdır. Aşura günü İmam Hüseyin ve yarenleri kanını döktü ve solmuş İslam’ı kanlarıyla yeşerttiler. Bu sefer İslam daha önceleri şehitlerin kanıyla sulanmıştı, şimdi şehitlerin efendisinin kanıyla sulanmıştır.
Bu kanla uyuyan ruhlar uyanmış, uyuşan bilinçler kendine gelmiş, karanlıklar aydınlanmış, kaybolan insan yolunu bulmuştur. Batıl bu durum karşısında gene hile mekanizmasını devreye geçirmeliydi. Ne yazık ki hile varsa bu hileye kanacak insanlar da vardır. Bu hilelerin birine değinmek yeterlidir.
“Aşura mı, aşure mi?” Aşura’nın yerine Aşure olunca neler değişiyor? Tarihi gerçekler mecrasından çıkıyor, hak batıl yüklemeleri yer değiştiriyor, üzüntüler sevince, yaslar bayrama dönüşüyor.
Aşura, Muharrem Ayının 10.günü. Resulullah’ın tertemiz Ehlibeyti’nden olan Masum İmam’ın kanının habis eller tarafından döküldüğü gün, Resulullah’ın derin sevgisiyle öptüğü Hüseyin’in boğazının kesildiği gün, İslam’a olan kin ve nefretin Peygamber Ehlibeyti’nin şahsında İslam dini üzerine kusulduğu gün, İslam’ın tarihte eşi görülmemiş bir fedakârlıkla savunulduğu gündür.
Hakkın tecelli ettiği gündür Aşura günü.
Böyle bir günün çağlara verdiği mesajın “Her yer Kerbela her gün Aşura” mesajı olması gerekmezmi? Nitekim öyle değil mi? Her zaman ve çağda Hüseynin tarihi rolünü üstlenen yiğitler ile onun karşısında Yezit’in misyonunu üstlenen insanlık düşmanı caniler arasında bir hak batıl mücadelesi yok mu?
Ama bu gerçeğin üstünü örtmek için gene aynı hile, gene aynı senaryo, yani kutsalın arkasına sığınmak senaryosu devreye girmiştir.
“Aşura günü Bayramdır”,”Müslümanların sevinçli olduğu gündür”,”Ademin tövbesinin kabul olduğu gündür”,”Nuh’un gemisinin kurtulduğu gündür”,”Hz Yunusun balığın karnından kurtulduğu gün” vs… Bu müjdeli haberler(?) de Hüseynin yasını önceden tutan Resulullah’a atfedilerek yapılmaktadır. Bu hileye güç veren ve basiretli bir dimağa “ yazıklar olsun “ dedirtecek basiretsizliktir. Öyle ki hilenin, İslam âleminin bağrına hançer gibi sapladığı “Aşura günü bayramdır” bidatı, bu hileyle kandırılan güruh tarafından “Aşure” mezesiyle kutlanmaktadır.
İşte “Aşura’nın” “Aşureye” dönüştürülmesinin karanlık perde arkası. Düşünsenize, Bir Müslüman toplumda, aynı peygamberlerinin güzide Ehlibeytinin hunharca katledildiği, izzet ve onurunun ayaklar altına alındığı bir günde bir kesim yas ilan etmekte bir kesim bayramın nişanesi olan Aşure tatlısı yaparak “bayramın mübarek olsun” demekte. Vicdan, akıl, Peygamber sevgisiyle coşan kalp böyle bir tablo karşısında aşurecilere “yazıklar olsun “ demekten başka ne yapmalıdır? Ümmetinin bu vefasızlığına Peygamber’in yüreği sızlamaz mı?
Aynı toplumda marketlerinin camına “Aşure malzemeleri bulunur” reklâmını yapıştırarak bayram telaşasına düşen ve aynı reklâmı broşür olarak dağıtanlara ne demeli? Sanki Hüseyin’in yasını tutanların, döktükleri gözyaşlarıyla üzülenlerin derin üzüntüsüne misilleme olarak hilenin ürünü olan “aşure” bayramıyla karşılık verilmekte.
Bir korku veya tedirginlik mi var acaba? Aşurenin içeriğinde yatan bayram safsatasıyla Aşuranın içeriğinde yatan o hakikatler mi örtülmeye çalışılıyor? Eğer böyleyse bu hileye ancak iradesi köreltilmiş, düşünme özürlü, kandırılma potansiyeli yoğun ve basit kişilikli olanlar kanar, yoksa tarihten dersini çıkaran, Hüseynin mektebinde yetişmiş basiretli Müslümanlar, buna asla kanmamıştır ve kanmaz da. Çünkü Kuran “Allah nurunu tamamlayacaktır” vaadini vermiştir.
Ne mutlu Hz Hüseyin’i idrak edip onun Aşura’sını hakkın batıldan ayrıldığı, Kanın kılıca galip geldiği, islamın mukaddes kanla yeşerdiği, Hüseyni yiğitliğin kendini gösterdiği gün olarak anlayıp kavrayanlara!..
Yazıklar olsun, tarihten ders çıkaramayıp, Hüseyinin Aşura’sını “Aşure “ bidatine tercih edenlere !..
26.11.2011
Hüseyin KIRAN