Ayetullah Cevadi AMULİ
Bismillahirrahmanirrahim
İsim, birşeyin nişanesi olan ve onu anlatan kelimeye denir. O kelimeyi duyan onun içerdiği manaya yönelir. Varlıklar için kullanılan isimlar, bazen bir vasfı beyan eder; oturma eylemini yapana „oturan“, yeme işini yapana „yiyen“, öğretim görevini yapana „öğretmen“ ismi verilir. Bir eylemi yapan kimse ister daimi yapsın, ister geçici bu isimler onun için kullanılır.
Bazen ise isim bir vasfı beyan etmeksizin kullanılır; şahis isimleri gibi, Ali, Ahmet, Hasan veya eşyaların isimleri gibi, Masa, Kalem v.s. Bu isimler, şahısların ve eşyaların sıfatı gözönünde bulundurulmadan kullanılır.
Esma-i Hüsna arasında Allah ( c.c) lafz-ı celalesi bir vasıf mulahaza edilerek söylenmez. Çünkü Lafz-i Celale, bir sıfatı beyan eden „bütün kemal sıfatları kendisinde barındıran bir zat“ için söylenmiş bir isim değildir. Allah ( c.c) kelimesi bütün kemal sıfatlara sahip Zat-ı Mukaddese işaret eden bir kelimedir, yani Allah ismi sıfat özelliği taşımaz. Diğer Esma-i Hüsnalar ise Zat-ı Mukaddes`in sahib olduğu sıfatları beyan ettiklerinden vasıf özelliği taşımaktadır; Halik ( Yaradan), Razik ( Rizik veren)..v.s
Zat-i Mukaddes`in Tanımı
Zat, istilah olarak mutlak varlık hüviyetine sahip, hiç bir kelimenin beyan edemiyeceği varlığa denir, çünkü kelimenın Zatı beyan etmesi, Zatı tanımaya bağlıdır, hiç kimse Zat-ı Mukaddesi tanıma kudretine sahip olmadığından Zat-ı Mukaddesi de bir kelimeyle beyan etmek mümkün olmayacaktır. İlahi mütekellimler üstün akıla sahip olmalarına rağmen rağmen Zat-ı Mukaddesi idrak etmekten aciz oldukları gibi şuhud makamına ulaşmış arifler de Zat-ı Mukaddesin varlığının kemallerine ulaşmaktan yoksundurlar. Hz. Ali`nin (a.s) buyurduğu gibi, „O öyle Mabuddur ki, derin düşünceler O`nu idrak edemez, akıl fikir denizine dalanlar zatının künhüne eremez.“ ( 1 )
Zat-i Sıfatların Tanımı
Zat-ı sıfatlar, Zat ile irtibatlı sıfatlardır. Bu sıfatların nisbeti Zat-ı Mukaddese verildiğinde, Zat`tan başka bir şeyi mulahaza etmeye ihtiyaç yoktur. Yani Zat-ı Mukaddesten başka hiç bir varlık olmasa da yine bu sıfatların nisbeti O´na verilir ve bu sıfatlara sahip olduğu söylenebilir. Hayy ( diri), Alim, Kadir, Semi`( duyan), Basir ( gören) gibi.
Zat-ı sıfatların kaynağı üç tanedir; Hayat, İlim ve Kudret. Dikkatli bir tahlil ile „İlim“ ve „Kudreti“ de „Hayat“ sıfatına bağlamak mümkündür, bundan dolayı Hayat sıfatı „Ummul Esma“ İsimlerin anası olarak belirtilmektedir. Zat-ı Sıfat olarak belirtilen diğer sıfatlar da bu asıl ( Hayat, İlim, Kudret) sıfatlardan birine dönmektedir.
Zat-ı Sıfatlar birbirinin aynısı ve Zat-ı Mukaddes`in özüdür ve O´ndan ayrı değildir, Manaları mulahaza edilince ayrı görünmeleri mefhum açısındandır, mistak değil.
Fiil-i Sıfatların Tanımı
Fiili sıfatlar Allah`ın, insan, melek, hayvan, cansız varlıklara yönelik fiilinden kaynaklanan sıfatlardır, zatından değil. Bundan dolayi Fiil-i Sıfat, Allah`ın varlık alemiyle irtibat ve ilişkisini beyan etmektedir. Zat-ı Mukaddes`ten başka bir yaratığın varlığı düşünülmez ise bu sıfatların Allah`a nisbetinin verilmesi sözkonusu olmayacaktır. Öyleyse Zat-ı Mukaddesten başka birşeyin varlığı öngörülmeli ve onunla ilişkisi mulahaza edilmelidir ki, Fiil-i Sıfatların nisbeti Allah`a verilsin ve o sıfata sahip olduğu söylensin. Yaratıcılık (Halikiyet), Rizik vermek (Razikiyet) gibi sıfatların nisbeti Allah`a verildiği zaman „Halik“ ve „Razzak“ isimleri söylenir. Allah-u Tealaya, hiç birşeyi yaratmadan „Halik“ ismi verilmez, rizik vermeden „Razzak“ ismi söylenmez. Hayat vermeden „Muhyi“, öldürmeden „Mumit“ isimleri verilmez. Bundan dolayi Fiil-i Sıfatların Zatına izafi olduğu belirtilmiştir yani Fiil-i Sıfatlar, Zat`ının özü, aynı değildir.
Bütün Fiil-i Sıfatların kökü ve kaynağı hiç birşey mulahaza edilmeden Allah-u Teala‘da vardır ve Zat`ın özü olan Zat-i Sıfatlardır.
Fiil-i Sıfatların varlıklar mulahaza edilmeden Allah`a nisbetinin verilmemesi Zat-ı Mukaddes`in bu sıfatlara sahip olmaması manasına değildir, Allah-u Teala bu sıfatlara sahiptir ama bu isimlerle çağrılması ancak varlıklar mulahaza edilerek fiiliyata geçmesiyle sözkonusu olur.
Zat-ı Sıfat ile Fiil-i Sıfatın Farkı
Zat-ı ve Fiil-i sıfatların tanımına dikkat edilirse birçok farkları olduğu görülecektir. Örneğin, Zat-ı Sıfat, Zat`ın aynı ve özü olduğundan Zat`ın hükmünü sahipdir, yani Zat-ı Mukaddes gibi sonsuz ve sınırsız olacaktır. Hz. Ali(a.s) şöyle buyuruyor: „ O`nun sıfatlarının sınırı yoktur, sıfatlarını beyan edecek bir vasıf mevcud değildir.“ ( 2 )
Mahdud ve sınırlı varlık, insan-i kamil dahi olsa, Allah`ın Zat-ı Sıfatlarının hakikatini ve künhünü idrak edemez ve O`na ulaşamaz. Çünkü Zat`ının ve Zat-ı Sıfatların künhüne ulaşmak imkansızdır. Bundan dolayıdır ki, Allah Tealanın Zatı veya Zat-ı Sıfatları için kullanılan sıfat mahlukata nisbeti verilemez.
Zat-ı Sıfat ile Fiil-i Sıfat İçin Kullanılan Ortak Sıfatların Tanımı
Ortak sıfatlar hem Zat-ı Sıfat, hem de Fiil-i Sıfat olarak kullanılan sıfatlardır. Hakk ve İlim sıfatları gibi.
Burdan hareketle Esma-i Hüsna`nın üç kısım olduğunu söyleyebiliriz;
1- Zat-ı sıfatlara ait isimler; Hayy ve Kadir….
2- Fiil-i Sıfatlara ait isimler; Halik, Razik......
3- Her ikisi içinde kullanılan ortak isimler; Hakk, Alim.
Allah-u Teala için kullanılan bu müşterek isimlerin Zati mi, yoksa Fiili mi olduğunu anlamak karine ve alametlere bakarak anlaşılır.
Kur`an`da her kısım için de kullanılan isimlerden bazılarını zikr edelim.
A ) “El-Hakk“ ismi Kur`an-ı Kerim`de değişik yerlerde kullanılmışdır;
- El-Hakk kelimesinin Zat-ı Mukaddes için kullanılması: „ Mutlak hakim ve Hakk olan Allah çok yücedir.“ ( 3 ) „ …onlar da Allah`ın apacık Hakk olduğunu bilecekler.“ ( 4 )
Bu ayet-i celilelerde, bütün kemal sıfatlara sahip olan Allah (c.c) isminin yanısıra “Hakk” ismi de Zat`a itlak olmuştur. Burda belirtilen “Hakk” sıfatı sadece Allah için kullanılır ve mahlukata bu manada “Hakk” sıfatını kullanmak caiz değildir.
- El- Hakk kelimesinin “Zat-i Sıfat” olarak kullanılması: „ İşte, O sizin gereçek ( Hakk) Rabbiniz Allah`tır.“ ( 5 ). Bu ayette Allah, lafz-ı celalesi Hakk sıfatıyla muttesif olmuşdur yani Zat`a Hakk sıfatının nisbeti verilmişdir. Aynı şekilde, „ Hakk, Rabbindendir, sakın şüphelenenlerden olma“ ( 6 ), ayetinde hakkın kaynağının Allah olduğunu belirterek, Hakk`ın Zat-ı Mukaddesin sıfatlarından olduğunu beyan ediyor. Aynı şekilde burda da Hakk sıfatının Zat-ı Mukaddesin sıfatlarından olması hasebiyle mahlukata kullanılması sözkonusu olamaz.
- El-Hakk kelimesinin “Fiil-i Sıfat” olarak kullanılması: „ Gökleri ve yeri hak olarak yaradan O´dur“ ( 7 ). Yani Göklerin ve yerin yaratılması hak kalıbında gerçekleşmiştir, yapılan bu yaratma fiili hak sıfatıyla muttesif olmuşdur. Allah`ın yaratıklara yönelik fiillerinde hakk sıfatı kullanılmış ise bu yerlerin hepsinde Hakk ismi, Fiil-i Sıfat olarak zikr edilmişdir. Kur’an`ın hakk olması, Kıyametin hakk olması, Dinin hakk olması, bunlardan bazılarıdır.
Zikr edilen ayetlerde, Hakk kelimesinin çok çeşitli ve değişik yerlerde kullanılması „Hakk“ kelimesinin müşterek sıfatlardan olduğunu gösterir. Aynı şekilde Hakk ismi, Zat ve Zat-i Sıfat dışında kullanıldığı her yerde Fiil-i Sıfat irade edilmişdir.
B) „Alim“ ismi de Kur`an`da değişik manalarda kullanılmışdır;
- Alim isminin Zat-i Sıfat olarak kullanılması: „ Doğrusu Allah herseyi Bilendir“ ( 8 ) Ayette gecen Alim ( Bilen ) kelimesinden Zat-i Sıfat irade edilmektedir.
- Alim isminin Fiil-i Sıfat olarak kullanılması: „…Böylece biz, Allah gerçek iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahidler edinsin diye o günleri insanlar arasında döndürür dururuz.“ ( 9 ).
Ve, „ İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen, Allah`ın iziniyledir. Bu (Uhud savaşında), iman edenleri belirtmesi içindir. Hem de munafiklik edenleri belirtmek içindi…. ( 10 ) ayetlerinde ilim sıfatı, Allah`ın insanlara yönelik bir fiilini beyan etmesi açısından Allah`ın Fiil-i Sıfatı beyan etmektedir.
İlim isminin müşterek kullanılması bazen muğalataya sebebiyet verebilir. Allah`ın Zat-i Sıfatı olan İlim sıfatı Allah`da, yaratıklar var edilmeden önce de vardır ve Zatının haricinde hiç birşeye bağlı olmadan vardır. Yani Allah-u Teala varlıkları yaratmadan önce de bütün herşeyin teferruatını biliyordu, yarattıktan sonra bildiği gibi ve aynı şekilde bütün varlıklar yok olduktan sonra da herşeyi bilendir, bu açıdan Allah`ın „İlim“ sıfatına sahip olmasının hiç bir farkı yoktur. Ama İlim sıfatının, Allah`ın Fiil-i Sıfatı olması O`nun fiilinden kaynaklanmaktadır. Örneğin Allah`ın ilmi ezelisinde, bir tohumun belli bir zamanda, belli bir yerde ve belli özelliklerde yeşermesi ve gül olması vardır. Allah`ın gelecekte bu tohumun gül olacağını bilmesi Zat-i Sıfat olan „ilm-i ezeli“siyledir. Bunu yaratma kudretine ezelden sahip olduğu gibi, Feyz verme sıfatına da ezelden sahiptir. Bu açıdan hiç bir eksiklik sözkonusu değildir.
Ama ilahi feyzin tahakkuk bulduğu tabiat alemi, bütün ilahi feyzleri biryerde ve bir zamanda alma kapasitesine ve yeteneğine sahip olmadığından zaman ve mekan şartlarının oluşması gerekiyor. Bundan dolayı bazen yıllar geçmesi gerekiyor ki, o belirlenen zaman gelisin ve o tohum belli mekanda gül olarak yeşersin. Böylece Allah`ın Zat-i İlmi, Kudertiyle birlikte o gülün yeşermesının kaynağı olmaktadır. Diğer bir deyimle, bu gül, belli bir zaman ve yerde yeşermesiyle, Allah`ın İlim ve Kudret sıfatının zuhuru, ve mazharı olmaktadır.
Esma-i Hüsna Allah`a Mahsustur
Kur`an-ı Kerim, birçok ilahi isim ve sıfatları zikr ettikten sonra şöyle buyuruyor: “..Esma-i Hüsna sadece Allah`a aittir...” ( 11 ), “.... İsimlerin en güzeli ( Esma-i Hüsna ) Allah`a aittir....” ( 12 )
Ayetlerde gecen “el-Esma” kelimesindeki “el“ ( elif-lam ) çoğulu ifade eder yani Allah`ın bütün isimlerini kapsar, ne kadar güzel isim varsa Allah`a aittir. Aynı şekilde “ Lillah” (Allah`a aittir ) lafz-ı celalesinin Esma-i Hüsna`dan önce zikr edilmesi inhisarı beyan eder yani güzel isimler sadece Allah`a aittir , O`ndan başka kimsenin bundan nasibi yoktur.
Esma-i Hüsna`nın Allah`a Nisbeti Verilmesi
Esma-i Hüsna’nın Allah`a ait olduğunu belirten ayetler iki kısımdır;
a) Esma-i Hüsna’nın sadece Allah`a ait olduğunu ve bu isimlerin mahlukata nisbetinin verilmesını rededen ayetler.
- “ En güzel isimler sadece Allah`ındır. O`na o isimlerle dua edin. O`nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın....” ( 13 ). Güzel isimlerden maksat Allah`ın güzel ve hüsna olan çeşitli sıfatlarıdır. O`nun isimleri konusunda eğriliğe sapmak ise Allah´ın sıfat ve isimlerini mahlukat için kullanmaktır.
- “ De ki: İster Allah deyin, ister Rahman deyin; hangisini derseniz deyin, en güzel isimler O`nundur…..“ ( 14 ). Allah veya Er-Rahman deseniz, Allah`ın bütün isimlerini söylemiş olursunuz çünkü Allah ve Er-Rahman bütün isimleri içinde barındırır. Bunun sebebi, bütün isimlerin sonsuzluk makamında Zat-i Mukaddese işaret etmesindendir.
- „ Allah`tan başka ilah yoktur. En güzel isimler O`nundur.“ ( 15 ). Bu ayet-i celile Tevhid makamını beyan ettikten sonra, bütün güzel isimlerin O`na ait olduğunu beyan etmektedir. Muvahhid biri hem Zat hakkında, hem Zat-i Sıfatlar hakkında, hem de Fiil-i Sıfatlar hakkında muvahhid olmalıdır. „ Lailaheillellah vahdehu, vahdehu, vahdeh“ duasında „vahdehu“ kelimesinin üç defa tekrarlanmasının hikmeti budur; yani „Vahdehu Zaten“, „Vahdehu Sıfaten“ ve „ Vahdehu Fiilen“
b) Esma-i Hüsnayı zikr edip sadece Allah`ın olduğunu beyan eden ayetler.
- Tevhid-i Halikiyyet: „ Allah herşeyin yaratıcısıdır...” ( 16 )
Varlık aleminde yaratılan bütün varlıkların yaratıcısı Allah`tır. Hiçbir makluk bundan istisna olmadığı gibi Allah`tan başka yaratıcı da yoktur. Yaratma fiili sadece Allah`a aittir.
-Tevhid-i Razikiyyet: “ Ey insanlar! Allah`ın sizin üzerinizdeki nimetlerini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah`ın dışında da bir başka yaratıcı var mı?.....“ ( 17 ) Ayet-i celile, rızkı yanlızca Allah`ın verdiğini beyan buyuruyor.
- Tevhid-i Velayet : “ Yoksa O`nun dışında bir takım veliler mi edindiniz? Oysa Allah; veli olan ancak O`dur....” ( 18 ). Varlık aleminde velayet sahibi sadece Allah`tır, Allah`ın dışında ne veli vardır, ne de onun velayet sınırının dışında kalan bir varlık.
Kur`an-ı Kerim, diğer Esma-i Hüsna hakkında da, onların sadece Allah`a ait olduğunu beyan etmektedir. Akli deliller de Esma-i Hüsna`nın sadece Allah`a ait olduğunu isbat etmektedir.
Esma-i Hüsna`nın Allah`tan Başkasına Nisbetinin Verilmesi
Yukarıda zikr edilen ayetlerin karşısında Kur`an-ı Kerim`de bazı ayetlerde ve sahih hadislerde kemal sıfatların Enbiya ve evliyalara da nisbeti verildiği görülmektedir.
- Halikiyet sıfatının Hz.İsa`ya ( a.s) verildiği gibi: “.. Hani sen iznimle, camurdan kuş gibi birşey yapmış ona üflemiştin de iznimle kuş uçmuştu....” ( 19 )
- “Veli” sıfatı Resulullah`a (s.a.a) ve Hz.Ali`ye (a.s.) verilmiştir: “ Sizin veliniz ancak Allah, O`nun Resulü ve namaz kılıp ruku halinde sadaka veren müminlerdir.” ( 20 ) Ayette gecen “ namaz kılıp ruku halinde sadaka veren”cümlesinden maksadin Hz.Ali (a.s) olduğunda şüphe yoktur.
- “İğna” yani fakirliklten kurtarıp zengilleştirmek, ihtiyaçsız kılmak sıfatı Allah-u Teala’nın yanısıra Resulullah`a (s.a.a) da verilmiştir: “ ... Allah ve Resulü kendi lütuflarından onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar.” ( 21 )
- Ra`fet, Rahmet, sıfatlarının Resulullah`a (s.a.a) nisbeti verilmesi: “ Hic şüphesiz kendinizden, sıkıntıya uğramanızda kendisine ağır gelen size düşkün, iman edenlere şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.” ( 22 )
- Hidayet sıfatının Resulullah`a ( s.a.a.) nisbeti verilmiştir: “ .... Şüphesiz sen, dosdoğru bir yola yöneltip hidayet ediyorsun.” ( 23 ). “ .... Her kavim için bir hidayetçi vardir.” ( 24)
Allah`a ait olan sıfatların peygamberlere de verildiği bu ayetlerde görülmektedir ama şu noktayı da belirtmek gereki ki, kemal sıfatlar olan, Uluhiyyet ( İlah ), Rububiyyet ( Rabb) ve Ma`budiyet ( Ma`bud) sıfatların nisbeti kesinlikle, Allah`tan başkasına verilemez. Bu sıfataların dışındaki bütün sıfatların Allah`tan başkasına nisbetinin verilmesi de sadece Allah`in izni ile mümkün olmaktadır.
Esma-i Hüsna`nın Nisbetının hem Allah`a hem de Mahluka Verilmesinde Oluşan çelişkinin çözümü
Tevhid-i Sıfati ve Esmai isbat eden ayetlerin ve bu isim ve sıfatların Allah`tan başkasına nisbetinin verildiğini belirten ayetlerin zahirine bakıldığında bir çeliski olduğu görülmektedir. Bir kısım ayetler Esma-i Hüsna’nın yalnız Allah`a ait olduğunu beyan ederken diğer bazı ayetler de bu sıfatların nisbetini peygamber ve evliyaya verilmesinin caiz olduğunu belirtiyor. Çelişki gibi görülen bu durumun beyan edilmesi gerekir. Bu ayetler arasında çelişki olmadığını açıklayan çözüm yolları birbirinden dakik ve dikkat isteyen yollardır.
Birinci Tefsir: Esma-i Hüsna`nın Allah`a nisbetinin verilmesi bizatihi ve mustakildir. Ama Zat-ı Mukaddes`ten başkasına nisbetinin verilmesi “bil-Araz” ve “bil-Vasıtadır”. Yani Allah-u Teala, Zatı gereği bu sıfatlara sahiptir çünkü O, herşeyden mustağni ve ihtiyaçsızdır ama diğerlerinin bu sıfatlara sahip olması Allah`ın izniyledir çünkü mahlukat herşeyinde O`na muhataçtır: “Ey insanlar! Siz Allah`a muhtaçsınız, fakirlersiniz; Allah ise hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layıktır.” ( 25 )
Bu ayet-i celile her iki aslı da beyan etmektedir; hem Allah Teala’nın bu sıfatlara sahip olduğunu, hem de mahlukatın buna Allah`ın izniyle sahip olduğunu açıklıyor.
Herkes zatında ve sıfatlarında Allah`a fakirdir, muhtaçtır. Ayette muhatap insan olsa da bütün yaratıklar bu hitabın kapsamına girmektedir cünkü yaratıkların en üstünü olan insan muhtaç olduğuna göre diğer varlıklar da Allah`a muhtaç olacaklardır.
Ayette beyan edilen diğer bir nokta da varlıkların yalnız Allah`a muhtaç olup O`ndan başkasına muhtaç olmamalarıdır, çünkü “Ğani-yi Mutlak” sadece Allah- Teala’dır. Bundan dolayı mahlukatın sıfatları da onların zatları gibi Allah`tan kaynaklanmaktadır yani varlıklarında bir gölge ve fer` olarak O`na bağlıdırlar. Sıfatları da zatları gibi ne mustakildir, ne de bizatihidir. Dolayısıyla Allah-u Teala bizatihi Fail-i Mustakildir, mahlukat ise bizatihi gayri mustakildirler ve vasıta ile faildirler ve bu sıfatlara sahiptirler.
İkinci Tefsir: Allah-u Teala fail-i hakiki, mahlukat ise, ilahi feyzin oluşmasına ortam hazırlayan faillerdir. Esma-i Hüsna ve Sıfat-ı Hüsna yalnız Allah´a aittir.
Bu tefsir önceki tefsirden daha dakiktir çünkü birinci tefsirde Allah asıl fail ama mahlukat yakın fail olarak yorumlanıyor yani Allah`ın Esma-i Hüsnaya sahip olması asıl, mahlukatın sahip olması ise O´nun izini ile ve fer`idir. Lakin ikinci tefsirde ise Fail sadece Allah-u Teala’dır, mahlukat ise o ilahi feyzin oluşmasında sadece ortam hazırlayan fail konumundadırlar. Yani yalnız Allah-u Teala Esma-i Hüsna ve Sıfat-i Hüsna’ya sahiptir, mahlukat ise o Esma-i Hüsna’nın tecelli etmesi için ortam hazırlayanlardırlar. Bu tefsire göre Tevhid-i Efali, Tevhid-i Esma ve Sıfat korunmuş olacaktır çünkü mahlukatın Esma-i Hüsna’dan nasip almaları sadece o sıfatın tahakkuk bulmasında mukaddime ve ortam hazırlamaktan ibarettir.
Üçüncü Tefsir: Yalnız Allah-u Teala Fail-i Hakikidir, mahlukat ne faili fer`i ve gayr-i mustakildir, ne de ortam hazırlayan fail konumundadırlar, sedece Esma-i Hüsna ve Sıfat-ı Hüsnayı yansıtan ayna misalidir. Şöyle ki: Allah-u Teala heryerde vardır ve herşeyi ihate etmiştir:
- “ Şüphesiz insani biz yarattık ve nefsinin ona ne vesvese vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.” ( 26 ). Bu ayet-i celilede Allah-u Teala’nın insana, hayat damarı olan şahdamarından daha yakın olduğunu dolayısıyla tamamen insana hakim olduğunu beyan etmektedir.
- “ Ey İman edenler! Allah ve Resulü, sizi hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin. Ve bilin ki, Allah, kişi ile onun kalbi arasına girer....” ( 27 ). Bu ayet ise daha zarif ve dakik bir irtibatı beyan ediyor; Allah, kişinin kalbi ile hakikatı arasındadır ve insanın kendisine kendisinden daha yakın olduğunu ve insan kendisini tanımadan ve görmeden Rabbini kendisinde bulur. Böyle bir “şuhudda” artık insanın fail olması söz konusu bile olamaz.
- Allah-u Teala`nin ihatesi de böyledir:“ İyi bilin ki gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. İyi bilin ki O, herşeyi sarıp kuşatandır.” ( 28 )
Allahú Teala herşeyi kuşatmış, yani O, mahlukatın hem zahirini kuşatmıştır hem de batinlerini. O`nun kuşatması, bir evin veya bahçenin zahirinin etrafını saran duvar gibi değildir.
- “ Doğu da, batı da Allah`ındır; nereye dönerseniz dönün Allah`ın yüzü ordadır. Doğrusu Allah herşeyi kuşatan ve herşeyi bilendir.” ( 29 )
Bundan dolayı Allah`ın heryerde “hazır ve nazir” olması ve herşeyi kuşatması, başkasına fail olma ve bu Esma-i Hüsna’ya sahip olma ihtimali bırakmıyor çünkü yakın fail olduğu yer de, ortam hazırlamada fail olduğu yer de Allah`ın kuşattığı alan içerisindedir.
Sonuç olarak şöyle diyebiliriz; “kim bir kemale sahip ise bu Allah`ın sıfat ve isimlerinin mazharı ve aynası konumundadır”. Şeyh İşrak ( r.a), latif bir tabirle şöyle buyuruyor: “Allah`tan başkasına bir kemalin nisbeti veriliyorsa bu musamaha olarak söylenmiştir, “nehir akıyor” sözünde olduğu gibi, akan nehir değil nehirin suyudur.”
Birinin bir kemale sahip olduğu ve güzel bir sıfata sahip olduğu söylendiğinde aslında Allah`ın bu sıfata sahip olduğu söylenmektedir.
Hz. Ali ( a.s), bu noktaya işaret eden bir sözünde şöyle buyuruyor: “ Hamd, yarattıklarına yaratışıyla tecelli eden Allah`a mahsustur...” ( 30 ) Bütün varlık alemi ilahi sıfatların tecelli ettiği aynadır. Zat-ı Mukaddes kendisini varlıklarında göstermiştir. Allah-u Teala`dan başka hiç kimse varlık aleminde müessir değildir.
Öyleyse Esma-i Hüsna’nın nisbetinin enbiya ve evliyaya verilmesinin sakıncası yoktur, beyan edilen üç tefsirle, bu sıfatların nisbetinin kullara verilmesi ile Tevhid-i Sıfati`de şirke düşülmüş sayılmayacağı beyan edilmiş oluyor. Dolayısıyla dikkatli bir bakışla ayetler arasında çelişki olmadığı da anlaşılacaktır.
Fiil-i Sıfatların Mazhariyeti
Her yaratılanın varlığı, onu yaradan Allah-u Tealaya yöneltmektedir ama bütün mahlukat O`nun Zatı karşısında çaresizlik içindedirler. Enbiya, evliya, şuhud ehli arifler ve kamil insanlar O`nun Zatı karşısında aciz ve çaresizlik içindeyken, elde ettikleri sadece zihni mefhumlar olan sade mutefekkirler ve düşünürler nasıl O`nu idrak edebilirler: “Ama O`nun Zatı karşısında enbiya ve evliya aciz ve çaresizdirler.” Allah-u Teala’nın Zat-i sıfatları Zatı’nın aynı ve özüdür.
Zat-ı Mukaddesin özelliğine sahip olduğundan mahlukatın Zat-i sıfatları da idrak etmeleri mümkün değildir.
Kur`an-ı Kerim`de beyan edilen “ Likaullah” ve irfanda sözkonusu olan „Fenafillah“tan maksat, Zat’ta ve Zat-i sıfatlarda değildir. Likaullah’da , Zat`a veya Sıfat-ı Zat`a ulaşmak veya Fenafillah’da, Zat’ta veya Zat-i sıfatlarda fena makamına ulaşmak değildir.
Hem “Likaullah’ta”, hem de “Fenafillah’ta” maksat Fiil-i sıfatlardadır çünkü Fiil-i sıfatların tahakkuku mahlukatla irtibat ve ilişkide sözkonusu olmaktadır. Likaullah ve Fenafillah, Allah ile kul arasındaki ilişkide sözkonusu olduğundan ancak Fiil-i sıfatlar irade edilmişdir. Mahlukat sınırlı ve mahdut oldukalarından Fiil-i sıfatlar da mahdut ve sınırlı olacaktır, dolayısıyla bu sıfatların nisbetini enbiya ve evliyaya vermenin bir sakıncası yoktur.
Fiil-i sıfatlar yasak bölge değildir, bu sıfatları tanıma ve şuhud kapısı devamlı açıktır. İnsan afaki ve enfusi seyriyle; talim ve nefis tezkiyesi ile İlahi fiil-i sıfatların mazharı ve tecelligahı olabilir. Meleklerin semavi kitapları enbiyaya nazil etmede ( inzal ) ve aynı şekilde insanlara can verimede ( ihya ) ve onların canlarını alma ( imate) eylemini yaparken Allah-u Teala’nın Muhyi ve Mumit sıfatlarının/isimlerinin mazharıdırlar. Kur`an-ı Kerim bir çok ayetlerde bunu beyan etmektedir.