Sabahattin TÜRKYILMAZ
İnsan yaratılışı gereği düşünen ve tefekkür eden, diğer yaratıklardan ayıran akıl sahibi bir varlıktır. Dini literatürlerde, tefekkür, taakkul, tedebbür, akıl etme, akıl sahipleri gibi tabirler, insanın düşünme yeteneğinin bir nişanesi olup düşünme ve tefekkür etmesi gerektiğini gösteriyor.
Kur’an’ın üzerinde durduğu en önemli konulardan bir şüphesiz düşünme ve tefekkürdür; Kur’an, hem hür düşünceyi beyan ediyor, hem de düşünce hürrüyetini. İnsanın düşünme ve tefekkürü ilahi bir hak olduğu gibi toplumsal bir sorumluluktur da.
“Hür düşünce” ile “düşünce hürriyetinin” arasındaki zarif farklılığa dikkat edilmesi gerekir. Hür düşünce, insanın bağnazlık ve taassubtan uzak, heva hevesin esaretinden kurtulup hak ve gerçeklere tabi olarak düşünmesidir. Hür düşünce, fikir, düşünce, akıl etme alanlarında ele alınır ama düşünce hürriyeti ise özgürlükler alanında ele alınır. Diğer bir tabirle, hür düşünce insanın neyi düşünmesi gerektiği, nasıl düşünmesi gerektiği, düşüncesinin hak ve batıl olup olmadığı konularını içerir ama düşünce özgürlüğü ise insanın özgürlükleri arasında düşünme adında bir özgürlüğe sahip olmasıdır.
Hür düşünce; nasıl düşünmeli? Bir konu hakkında nasıl fikir yürütmeli? Düşünmenin şartları nelerdir? Gibi soruların cevabında ortaya çıkar.
Düşünce hürriyeti; insanın düşünme hakkı var mıdır? Bu hakk ve özgürlüğünün sınırları nelerdir? Bu hakk ve özgürlüğü kim belirler? İnsan hangi konularda fikir ve görüş belirtebilir? Gibi soruların cevabında belli olur.
Özgürlük/Hürriyet hakkında düşünürler arasında farklı yorumlar yapılmış olsa da islam açısından düşünce, tefekkür ve beyan alanında özgürlüğün tek bir manası vardır. Düşünce özgürlüğü, fikir özgürlüğü, beyan özgürlüğü gibi özgürlükler evrensel ve ilahi değerler olduğundan İslam bu konuya özellikle ayrı bir değer vermektedir.
Düşünce hürriyeti, fikir hürriyeti, beyan hürriyetinin ortamı oluşmadan hür düşünüp kültürel, ilmi, siyasi alanda kalkınma ve ilerleme sağlanamaz.
Hür düşüncenin mukaddimesi, düşünce/fikir özgürlüğüdür. Düşünce özgürlüğü sağlanmadan insanların hür düşünme ortamı hazırlanmış sayılmaz. Toplumda hür düşünce ile üretim, gelişme ve tekamül isteniyorsa öncelikle fikir özgürlüğü sağlanmalıdır. Fikir özgürlüğünün oluşturabilmenin ve toplumda hakim kılmanın mukaddimesi ise tenkid / eleştiri özgürlüğünün sağlanması ve kabullenilmesidir. Bazı çevrelerce henüz anlaşılamayan noktalardan birisi tenkid ve eleştiri “düşünce özgürlüğü mü?” yoksa “ bir fitne mi?” olup olmadığı meselesidir.
Düşünce alanında eleştiriyi hazm edemeyenler, “ben mihverli” düşünerek, diktatör ve despotluğu savumuş olup, fikir, düşünce ve tefekkür alanlarında tekelciliği istemektedirler. Böylece toplumun fikri, kültürel alanda ilerlemesi ve gelişmesi engellenmektedir.
Öyleyse toplumsal alanlarda; siyasi, ekonomik, kültürel, dini v.s alanlarda üretim, tekamül ve ilerleme hür düşünce olmadan sağlanamaz. Hür düşünce, fikir hürriyeti olmadan meyvelerini vermez ve fikir özgürlüğü de tenkid/ eleştiri olmadan gerçekleşmez.
Tenkid/eleştirinin temelinde şek ve şüphe vardır. Şek ve şüphe, insanın yakine ulaşmasını sağlayan en güzel vesilelerden biridir. Şek insanı yakine ulaştırıyorsa iyi bir vesiledir eğer insan her şeye rağmen şek ve şüphesinde baki kalırsa, bu şek ve şüphe insanı hidayete götürmeyeceği gibi delalet karanlığında kalmasına sebep olur. Şüphe ve şekkin zararlı görülmesi, yakine ulaşıldıktan sonra yine tereddüt ve şüphede kalındığından dolayıdır.
Şek ve şüphenin sonucu insanı yakine ulaştırması açısından olumlu bir adımdır. Yakine giden yolun başlangıcı da tenkid ve eleştiridir. Diğer bir deyimle, tenkid ve eleştiriye şek ve şüphe sebeb olur. Tenkid/ eleştiri de yakinin temellerini sağlamlaştırır. Tenkid/eleştiri, hakikatin gizli kalmasını engeller ve cehaletin elinde esir olmaktan kurtarıp insanların özgürlüğünü sağlar.
Bir toplumda tenkid/eleştiri kapıları kapatıldığı zaman hür düşünce ve fikir özgürlüğü engellenmiş olur. İnsanların akli yeteneklerinden yararlanma yolları kapanmış olur. İnsanlara verilen en değerli ilahi nimet olan ve hadislerde“batini hücceti” diye tabir edilen “akıl”zincire vurulmuş olur. Tenkid ve eleştiri özgürlüğü, aklın hürriyetini sağlar. İnsanlara gönderilen ve harici hüccet olan ilahi peygamberleri engelleyip şehid edenler ne kadar suçluysa, batini hüccet olan akla pranga vurup insanın düşünmesini engelleyenler de o kadar suçludurlar.
Batı dünyasında kısmi olarak tenkid/eleştiri özgürlüğü olmasına rağmen müslüman toplumlarda henüz bu ortam oluşturabilmiş değildir. Toplumumuzun en büyük sorunlarından biri düşünce özgürlüğünü sağlayacak tenkid/eleştiri ortamının oluşmamasıdır.
Kültürel, ilmi ve sosyal alanda üretkenlik ve toplumsal gelişme, ilahi yolda tekamülün sağlanması için hür düşünce ortamının oluşması için üç merhalenin aşılması gerekiyor.
1-Tenkid ve Eleştiri
Tenkid, Eleştiri nedir?
Toplumda iyi anlaşılamayan, ayrıştırılamayan konulardan biri şudur; eleştiri nedir? Eleştiriden amaç nedir? Eleştiri ve tenkidi kim yapmalıdır? Yapıcı eleştiri ve yıkıcı eleştiri hangisidir? Eleştiride ölçü ne olmalıdır? Eleştirinin şeri hükmü nedir? Kimi eleştirmek caiz değildir? Herkes her görüşü eleştirebilir mi? Eleştiri fikir hürrüyeti midir? Eleştiri fitne midir?? Eleştiri nerde ve nasıl yapılmalıdır?
Bu soruların cevabı bilinmediği gibi, eleştiri ve tenkide, yüklenmiş yanlış manalar konuyu daha da vahim kılıyor; hakaret ve küçümsemeyi eleştiri olarak algılamak, gerçeği söylüyorum diye gıybet etmek, kendi görüşüyle bağdaşmadığı için farklı görüş sahibinin ihanette bulunduğunu söylemek eleştiri olarak sayılıyor.
Öyleyse öncelikle “eleştiri – hakaret”, “eleştiri – gıybet”, “eleştiri - küçük düşürme”, “eleştiri - yıkmaya çalışmak”, “eleştiri - özel hayata mudahale”, v.s....gibi eleştiri hakkındaki yanlış yargılamaların düzeltilmesi ve bunların birbirinden ayrıştırılması gerekir.
Tenkid/eleştiri, bir konuda ortaya konulmuş bir görüşün, tamamen yanlış olduğuna veya yanlış yönü olduğuna inanıldığından o görüşün mercek altına alınmasına denir. Eleştiri, insanın doğruluğuna yakin edemediği bir inancın gerçeğini öğrenme isteğidir, hikmetinin anlaşılmasını istediği bir davranış ve amelin kendi görüşüne ters düştüğüne inandığı için yaptığı bir sorgulamadır.
Bunun yanısıra eleştiriye açık olmak, yapılan tenkidlere cevap vermek veya kabullenmek büyük erdemdir. Bir çokları eleştiri ve tenkide açık olmadıklarından kendilerinin eleştirilmesinden hoşlanmazlar ve kendilerine yönletilen eleştirileri fitne olarak algılarlar. Bu da onların aciz ve yetersiz olduklarını hatta kendi düşüncelerini dahi savunmakta yetersiz olduklarını gösterir. İtikad ve inancını temelini Kuran, sünnet ve ehlibeytin maarifi oluşturan, toplumsal ve siyasi konularda kendisine yol gösteren liderleri olan bir müslümanın cevabını veremiyeceği soru, eleştiri ve tenkid yoktur ki, eleştirilmekten korsun. Eleştiriden korkan kimse ve karşıdakini fitneci diye adlandıran aciz ve yetersiz demektir
Tenkid sadece bir görüş ve düşünceyi eleştirme, sorgulama ve yanlış olduğunu itiraz olmamalıdır. Eleştiri doğru yerde, doğru zamanda yapılmış olsa bile sadece eleştiri boyutunda kalması yine hür düşüncede tekamülü sağlayamaz, kesinlikle ikinci merhaleye geçilmelidir. Düşünce hürrüyet hakkımı kullanıyorum diye sadece eleştiri yapmak fayda sağlamayacağı gibi zararları da olacaktır.
2- Tahlil ve Analiz
Tenkid ve eleştiri sadece itiraz merhalesinde kalamamalıdır. Bir düşünceye karşı gelip eleştiren, eleştirisini delillendirmelidir. Yani eleştiriden hemen sonra neden bu görüşe karşı geldiğini, itirazının nedenlerini beyan etmek zorundadır. Bu merhale, “tahlil ve analiz” merhalesidir. Eleştiriyi delillendirmek ve gerekçelerini sunmak insanın iyi niyyetini gösterir ve yapıcı eleştiri olduğunun nişanesidir. Allah, hakkı kabul etmeyip batılı seçenlere delil getirmelerini ve batı yolda gitmelerinin gerekçelerini soruyor ve akabinde de tehdit ediyor. Kuran hem eleştiri ve tenkide açık olduğunu beyan ediyor, hem de eleştirin delillendirilmesi gerektiğini beyan ediyor. Resulullah’ın (s.a.a) sireyetinde de aynı metod görülmektedir. Resulullah (s.a.a) asla kendisini veya İslam’ın bir hükmünü eleştirenleri fitneci ve tefrikacı olarak değerlendirmemiştir. İlahi hükümleri eleştirenlerin kendilerinden delil istemiştir. Resulullah (s.a.a), müşrikler, munafiklar, hırısıtıyan ve yahudilerle yaptığı munazaralarda Kuran’ın metodunu uygulamıştır. Hiç bir yerde “ben söylüyorum tamam hemen kabul edin” dememiştir. Kendisi ilahi hükümlerin hakkaniyetine delil sunduğu gibi kendisini eleştirenlere de delil getirme fırsatı vermiştir. Hem eleştiriye izin vermiş, hem eleştiriye açık olmuş, hem de eleştirenlerden delil istemiştir.
Öyleyse bir düşünce, bir akım, bir ideoloji eleştiriliyorsa, o düşünce tahlil ve analiz yapılarak tenkidin gerekçeleri sunulmalıdır. Aksi takdirde eleştiri hedefine ulaşmayacaktır.
3- Alternatif
Birinci merhalede eleştirdikten sonra ikinci merhalede yaptığı eleştiriyi delillendirmek de yeterli değildir. Üçüncü merhalede alternatif sunmalıdır. Yani eleştirdiği görüşün yerine hangi görüşün doğru olduğunu da beyan etmelidir.