Ana Sayfa Künye İletişim Foto Galeri Ziyaretçi Yorumları Siteme Ekle
Medyalar
Miladi : 18 Mayıs 2012 Hicri : 27 Cemaziye'l-Ahir 1433
MEHDEVİYET VELAYET-İ FAKİH İRFAN İSLAM TARİHİ TEFSİR SİYASİ AKIMLAR DÜŞÜNCELER ŞAHSİYETLER GENÇLİK AHLAK KİTAP DÜNYASI
25-12-2011 tarihinde, 21:09 saatinde eklendi
EVRENSEL MEHDİLİK İNANCI
EVRENSEL MEHDİLİK İNANCI


 

 

Kadir Akaras

 

Di’bel-i Hüzai (H.246)

 

Bu gün ve yarın gerçekleşmesine ümitli olduğum şey olmasaydı, kalbim onun hasret ve kederinden parça parça olurdu. Allah'ın adı ve bereketiyle gerçekleşecek  kıyamdır ümüdüm. Aramızda hak ve batılı birbirinden ayıracak, ödül ve ceza verecek imamdır özlemim."

(el-Gadîr, c.2, s.360)

 

Feridedinn Attar(H. 627):

 

“Peygamberlerin sonuncusu Mustafa

Açıklanan  son veliyse Murtaza

 Haydar’ın evlatları hep evliya

Hepsi bir nur, Hak tarafındandır nida."

 

Diğer imamları andıktan sonra İmam-ı Zaman (a.f) hakkında şöyle diyor:

 

Yer yüzünde yüz bin evliya

Yakinen ister Allah'tan Mehdi'yi

Ya İlahi! Mehdi'yi gaybetten çıkar

 Ta ki cihanda ola adalet aşikâr

Mehdi hadidir, muttakilerin tacı

En iyi mahluk evliya burcunda

Sensin bu zamanın evliyasının sonuncusu

Her manadan gizlisin ey can-ı canan

Sen ki hem açıksın, hem gizli

Attar kölen, sena etmeye geldi."

 

Şeyh Amir Basrî:

 

Ey hidayet önderi! Ne zamana kadar gaip kalacaksın?

Ey babamız! Dönüşünle bizlere minnet bırak

Bizim gözümüz gelen siyah bayraklardadır

Ve onun misk kokusu burnumuza gelmektedir

 Cihan bu müjdeden neşeyle dolacak

Ve ağızlar mutluluktan açık kalacak

Yorulduk ve bekleyiş uzun sürdü, öyleyse ey varlık kutbu

Allah aşkı için likana ulaşmamız için çalış

Gelişinde acele et ki seni görebilelim

Çünkü gaybetten sonra mahbubu görmenin has bir ta­dı var."

 

Şüphesiz İslâm ümmeti arasında "Mehdeviyet" konu­su kadar yaygın ve mütevatir çok az konu bulunmaktadır Ancak bununla birlikte en çok tartışılan konulardan biri de bu konu olagelmiştir.

 

Bu tartışmalara neden olan en önemli etken, konunu tartışma zemininin belirlenmiş olmamasıdır. Belki de tartışılması gereken inkâr ya da kabul değil, insanı da içere doğa kurallarını incelemek ve Yaratıcı ile yarattığı doğanın arasında kayyumiyet bağını görmektir.

 

İnsanoğlunun ulaşabildiği bilgi ve ilim sınırlan bile ki okyanus yanında damla misali kalır- şu hakikati ispatlamaktadır ki, doğa kurallarıyla İlâhî teşriî yasalar arasın da mükemmel bir uyum söz konusudur.

 

Bu gerçeği dikkate alarak İlâhî yasaları anlamaya başlarsak, hem günümüze kadar İslâm adı altında insanlara sunulan hurafelerden kurtulacağız, hem de kalbinde maraz ve kin olmayan aydın insanların İslâm ile barışını sağlayacağız.

 

Bu metot üzerine Mehdeviyet konusunu iki ayrı kategoride değerlendirmeyi daha sağlıklı buluyorum:

 

Kurtarıcı özleminin tüm insanlarda var olup ol madiği gerçeğine ışık tutmak.

 

Olayın ispatı durumunda İlâhî dinlerin ve beşef ideolojilerin bu gerçeğe bakışı.

 

Ben bu makalede daha fazla birinci konuya ışık tutacak değerlendirmelere yer vereceğim, ama aynı zamanda ikinci konuya da bazı örnekler verip okuyucuları Mehdeviyet/Kurtarıcı konulu kaynaklara irca edeceğim.

 

İnsanlık Tarihi, Sosyoloji ve Psikoloji

 

İnsan, maddî ve manevî ihtiyaçları ve duygularıyla in san olma özelliğini taşımaktadır.

 

İnsan doğasında bulunan duyguları tatmin edebilin dış etkenlerin varlığı ela şüphe götürmez bir gerçektir. Aksi takdirde kâinatın bütünlüğü tartışılır hâle gelir. Dışarıda ihtiyacı giderecek bir şeyler yoksa öyle birduygununvar olacağı dasöz konusu edilemez. Acıkma duygusu yemeğin, susamaduygusu suyun, cinsellik duygusu karşı cinsin sevgi duygusu sevilenin, nefret duygusu düşmanın ve benzeri tüm duygular dış dünyada bunları karşılayacak etkenlerin varlığının kanıtıdır. Aynı şekilde manevî duygularve özlemler de, insan doğasının bir gerçeğidir. Bu durum bireyler için geçerli olduğu gibi, bireylerden oluşan toplum içinde geçerlidir.

 

Toplumlar sosyal hayatlarında sosyal adalet, refah, bilgi ve sağlıklı yaşamıgerçekleştirmek için tarih boyunca çaba göstermiştir.

 

İnsan bu hayalleri gerçekleştirmeye çalışırken diğer tarafta doğasına aykırı bir biçimde gelişen zorbalık, baskı, zulüm ve cefa da karşıt hareket olarak -ki insan doğasına aykırı oluşu şüphe götürmez- tarihteki yerini almıştır. Diri diri gömülen kızların, ağır şartlarda köle gibi su pahasına çalıştırılan çocukların, pranga ve zincirlere vurulmuş insanların, hapis ve sürgünde özgürlük mücadelesi veren yiğitlerin, hunharca katledilen, savaşlara sürülerek öldürülen insanların dul kalan eşlerinin ve yetim çocuklarının engizisyon mahkemelerinin fırınlarda yaktığı suçsuzların, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı'nın mağdurları­nın feryat veiniltileri, tarihin karanlık dehlizlerinden hâlâ duyulmaktadır.

 

Hâlâgözyaşları, yanık yürekler, göğüslere hapsedilmiş hıçkırıklar, merhemsiz yaralar, sonsuz ümitsizlikler ve yönsüz bakışlar, titrek ve güçsüz eller, kuru ve kırışmışdudaklar, ezilmiş ve ıstırap çekmiş bedenler, tepeden tırnağa zulüm görmüş insanlar, tarihinin her sayfasında yer etmiş acı gerçeklerdir. Bu kadar karanlık sayfalarıyla insanlık hayatı yıkılmadan hâlâ ayakta duruyorsa, içinde beslediği onca ıstırabı ve umutlarını fısıldayacak bir gönül ve bir kulak bulabilmek içindir. İnsan umutla yaşar.

 

Tarih boyunca birçok insanın adaleti egemen kılmak ve insanlığı mutlu bir yaşama ulaştırmak çabası, bu umuttan kaynaklanıyor. Ancak çoğu yerde bastırılmış ve istenilen sonucu da vermemiştir. Gerçek anlamda adalet özlemi, öylece bir özlem olarak hayatını sürdürmektedir, Defalarca çeşitli kıyam feryatlarıyla bu özlemin gerçekleşeceğini, umut edenler, yine müstekbirler ve zalimlerin cefa ve zulümleriyle karşılaşmış, adalet egemenliğini bir başka bahara bırakmışlardır.

 

Peygamberler ve imamların vahye dayalı eğitileri ortaya koydukları metot olmasaydı, insanlık âlemi tün ümitsizliğe düşer ve zulme karşı mücadeleyi yapılması gerektiğini bırakarak zalimlere teslim olurlardı.

 

İlâhî dinler, insanın temel özlemi olan adalet toplumunun oluşması için uzun süreli bir mücadelenin yapılması gerektiğini öğreterek zaferin bilahare özgürlükçülerin olacağını telkin ediyor.

 

Kurtarıcı ve Adalet Özlemi - Medine-i Fazıla / ideal Kent

 

Tarih boyunca insanların mutlu yaşaması için toplumların içinden seçilmiş bilge insanlar çıkmış ve mutluluğu yolunu göstermeye çalışmıştır. Teoriler üretmiş, zaman içinde üretilen teorilerin birçoğu eskimiş, tarih arşivlerini kaldırılmıştır. Ancak bugüne kadar süre gelen tazeliğini korumuş bir teori vardır. O da insanlara va'dedilen ümit ve aydınlıktır.

Kimi zaman insan doğasındaki bu özlem, Platon'un "ideal kent" teorisiyle dillendirilmiş, kimi zaman Marx'ın doğasından bu özlem, "komünizm ideali" diye süzülmüştü

Ancak ne var ki bu ideolojiler, geçici ve zamanın sınırlı çemberine dayandırıldığı için, uzun solukluözlemeuyum sağlamayan teorileri de insanlığın özlemini doyuramamıştır.

İlâhî vahyi dogmatik görüp deneysel bilimlere poz yaklaşan toplum mühendisleri(!) insanın mutluluğu kal ama özlemini de kimya laboratuarlarına taşımış, deneyselmutluluk bulma peşinde olduklarından çeşitli teoriler üreterek zaman kaybına neden olmuş ve hala olmaktalar.

Bazen sosyalist, bazen kapitalist, bazen modernist yaklaşım sergiliyorlar; olmadı postmodern düşünceler üretiyorlar.

 

Böylece insanlık toplumu, bu sözde toplum mühendislerinin kobayı durumunda deneylerden geçiyor.Ancak sonunda insanlığın tekâmül sürecinde gecikmeli de olsa bilâhare İlâhî vahye dayalı eğitilere ulaşacağındım kuşkumuz yoktur.

İlmîBoyutta İnsanınTekâmülü

İnsanoğlu son dönemlerde pozitif bilim ve teknolojide şaşırtıcıilerlemeler kaydetmiştir. Bir iki asır öncesine kadar imkânsız gibi görünen ve "ham hayalden ibaret kurgular olarak telakki edilen bu ilerleme ve gelişmeler, bugün insanoğluna yepyeni bir medeniyet kazandırmıştır. Meselainsanoğlunun iletişim konusunda ulaştığı teknolojik seviye, bütün insanlık için "cihanşümul bir dünya dev­letifikrini

Geliştirmiş ve bunungerçekleşmesinin mümkün olduğunu gündeme getirmiştir. Bu merhale bile, ister istemez farkındaolmaksızın "tek merkezden yönetilenilahi bir devletedoğru önemli bir adımdır. Giderek insanoğlunun hayatının yeni boyutlarında birtakım değişimler olacaktır ki bütün bunlar, insanın kâinatın hilkati ile daha yakından tanılmasını ve Allah Teala'nın insanın iç ve dış dünyası ile ilgili ayetlerini gereğince kavramasını sağlayacak ve neticede insanoğlu yüce Rabbine daha bir yaklaşma imkanı bularak O'nun çizgisinde yaşama şansını yakalayacaktır. "Biz ayetlerimizi hem ufuklarda, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz."(Fussilet/53)

 

İnsanlığın ToplucaEdindiğiTecrübe

 

İnsanoğlunun edindiği tecrübelerin bazısı bir ülkenin veya sadece bir bölgenin tecrübesiyle sınırlı olmaktadır. Kimi tecrübeler de vardır ki şu veya bu şekilde bütün insanlar onu yaşamakta ve edinmektedirler.

 

Yerküre insanlarının tamamının hafızasına yerleşmiş ve “herkesin edinmiş”"olduğu bu "topluca edinmiş tecrübelerin” biri de acı "komünizm" ve "sosyalizm" tecrübesidir. Bu acı tecrübe, itikadî ve kültürel açıdan dine, ekonomik açıdan da özel mülkiyete karşı olan bir ideoloji ve devlet düzeninin uzun vadede başarılı olmayacağını, insanoğluna saadet ve huzur getiremeyeceğini bütün dünya insanlarına göstermiş oldu.

 

Gerçi insanoğlu Allah'a iman edip O'nun peygamberlerin­in kılavuzluğunda yürümüş olsaydı, bu acı tecrübeyi yaşamayacaktı elbet. Ama ne yazık ki söz konusu inanç ve teslimiyeti göstermemiş ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak da mecburen bu acı tecrübeyi tatmıştır. Şüphesiz, bu “toplu tecrübe”den sonra insanoğlu alacağı ibreti artık almış olup, “sosyalizm belası”nı bir daha denemeye kakışmayacaktır.

Böylece insanoğlu, Allah ve resullerinin söz ve yolunun ne derece doğru ve haklı olduğu bir kez dahaanlaşılmış, "din ve dinin önerdiği sistem ile insanın arasındaki mesafe" bu acı tecrübeden sonra biraz daha azalmıştır.

Bu arada edinilen tecrübelerin başarılı veya başarısız olmasının mutlaka bir sebepten kaynaklandığı ve asla "te­sadüfi" olmadığı bilinmelidir. Söz konusu sebep ise, insanoğlunun vücuduna ve ruhuna hâkim olan yapı ve kural­lara/fıtrata uygun veya buna aykırı davranmasından başka bir şey olmamıştır. İnsanoğlunun İlâhî emir ve kuralları dikkate almadan sırf kendi düşüncesine dayanarak koydu­ğu kanun ve uyguladığı projeler, kendi yapı ve fıtratına egemen olan İlâhî sistemden bihaber ve kopuk olduğun­dan, genellikle büyük hataları ve önemli olumsuz netice­leri de beraberinde taşımaktadır.

Diğer taraftan bizler, inanan insanlar olarak Allah'ın emirlerinin insan fıtratıyla uyumlu ve insan için elzem ol­duğunu bilmekteyiz. İnsanoğlu, kendi saadet ve huzuru  için olsun, bu tarihî hakikati tedricen kabullenmek zorun­dadır. "Süreç" bütün yeryüzünde Allah'ın kanunlarına da­yalı bir egemenliğin tedricen oluşmakta olduğunu göstermektedir.

 

Her geçen gün insanlık tecrübesi biraz daha artmakla ve insanoğlunun Hz. Mehdi (a.s) eliyle kurulacak İlâhî Devlet nizamını kabul edebilme yeteneği biraz daha ge­lişmektedir.

2- İslâm Öncesi Dinlerde Mehdilik

 

Geçen bölümlerde söylediğimiz gibi, sosyal adalet özleminin ve ideal kent örneğinin gerçekleştiği bir dünya, tüm insanların yaşamak istediği bir ortamdır.

Bundan dolayıdır ki din ve ideoloji adını taşıyan her düşünce tarzı, insanın bu özlemine cevap verme çabasındadır. Geçen satırlarda değindiğimiz beşerî sistemlerin yaklaşımları yanı sıra İlâhî dinlerdeki bu özlemin yansımalarına da değinmekte fayda mülâhaza ediyoruz.

 

ZERDÜŞTÎLİK

 

Eski İran dini olan Zerdiiştilikte şöyle bir inanış vardır: Zerdüşt soyundan olan "Sauşyant" adında biri zuhur edecek ve Ehrimen’i (Şeytan'ı) öldürerek dünyayı tüm pisliklerden kurtaracaktır.

“Ferevher Estevt’e selâm gönderiyoruz; o kimse ki ona “Sauşyant” ve ve 'Estevt İrite' derler."

“O, tüm maddî varlıklara yarar vereceği için ona 'Sauşyant derier."

“Dünyada ismi ve canı olan her şey, onun ışığı ile fena bulmayan yaşama kavuşacağı için ona 'Estevt İrite' derler.” (Ferverdin Yeşt, 128-129. paragraf)

“…’Estevt İrite, Mizda Ahura'nın (Yaratıcı) elçisi olarak zuhur ettiği zaman, doğru dürüst dünyayı yalandan temizleyecektir... O, bilgili gözlerle Yaratıcı'ya bakacaktır. …Estevt İrite'nin muzaffer yardımcıları da onunla zuhur edeceklerdir..." (Zamyad Yeşt, 89-93. paragraf)

 

YAHUDİLİK

 

Yahudiler  ülkelerinin bağımsızlığını kaybettikleri, Kilde ve Asurilerin esiri oldukları sırada peygamberlerinden biri” Gelecekte bir padişah kıyam edecek ve Yahudileri yeniden kurtaracaktır." şeklinde bir müjde vermiştirtir onlara.

“Allah buyurdu: ...Kendi hayatıma andolsun ki, tüm yeryüzü Allah’ın celâli ile dolacaktır. (A'dad kitabı 14. Bab)

"Ama benim ismimden korkan sizler için adalet güne­şi doğacaktır ve onun kanatlarında şifa vardır. (Melaki kitabı 4.bab)

 

HIRİSTİYANLIK

 

“O alametten sonra insanoğlu gökte zahir olacak, tüm milletleri buna tanık olacak; insanoğlunun büyük bir kudret ve celal ilegök bulutlarında gelmekte olduğunu görecekler.Büyük bir borazan çalacak, o melekleri gönderip, Allah’ın seçkin kullarını dünyanın dört bir köşesinden toplayacaklardır. (Malla İncili, 24. bab)

 

Mehdilik inancının kökenlerini, İranlılar, Yahudiler, Hıristiyanlar vs. dinlerde bulduğumuz için, bu inancın onlardan Müslümanlara geçtiğini ve efsaneden başka bir şey olmadığını söylememiz gerekir diyenlere gelince; bu inancın diğer dinlerde ve milletlerde olduğu doğrudur, ama bu, söz konusu inancın hurafe olduğunu göstermez; aksine geçen bölümlerde söylediğimiz gibi evrensel bir inanış olduğunu gösterir, İslâm’ın tüm hüküm ve inançla­rının sahih olması için illâ da geçmişteki dinlerde olan inançların tam aksine olası mı gerekir? İslâmî konulardan herhangi bir konuyu araştırmak isteyen insaf ehli biri, önce İslâmî kaynaklarda o konunun kaynaklarını araştırmalı, felsefesini görmeli ve sonra geçmişte olup olmadığını görmelidir. Aksi hâlde, İslâm öncesi dinler, Yaratıcı'ya inandığı için bu inancın İslâm'a onlardan geçtiğini; müşrikler, İslâm öncesi "haram aylar, Kâbe'nin kutsallığı, kurban kesme, zihar, lian ve boşanma" gibi birçok konu­ya inandıkları için bu konuların İslâm'a onlardan geçtiğini ve dolayısıyla da hurafe olduğunu söylememiz gerekecek!

 

"Kurtarıcı" müjdesi, sadece Zerdüştilerin mukaddes kitaplarından sayılan "Zend-Pazend ve Camasbname" ki taplan ile Yahudilerin mukaddes kitabı "Tevrat" ve Hıristiyanlann mukaddes kitabı "İncil" gibi baki kalan semavi kitaplarda değil, hatta Brahmanlar ile Budistlerin mukaddes kitaplarında da vardır.

 

Bu anlattıklarımızdan anlaşılıyor ki, bütün milletler ve dinlerde bu inanç mevcuttur, hepsi de va'dedilmiş gaybi ve güçlü bir kurtarıcıyı beklemekte ve her millet onu özel isim ve lakapla anmaktadır. Zerdüştiler "Sauşyant(Dünyanın Kurtarıcısı)", Yahudiler "Server-i Mikailî", Hıristiyanlar "Va'dedilmiş Mesih" ve Müslümanlar ise "Va'dedilmiş Mehdi" olarak adlandırmışlardır.

 

Dikkate değer nokta şu ki: Diğer dinlerde bu bu büyük kurtarıcının belirtileri İslâm'ın va'dettiği Hz. Mehdi'ye tıpatıp uymaktadır. Bunun için bu kurtarıcıyı herhangi bir millete ve dine mal etmek doğru değildir. Bilâkis o ırk din, millet ve ülke ayrımı ile savaşmak için gelecektir. O hâlde Mehdi, evrensel bir kurtarıcıdır ve Allah'a tapan İnsanları korumak ve kurtarmak için çalışmaktadır.

Onun galibiyeti, tüm nebi, resul ve salihlerin galibiyetidir.

Biz, Mehdilik inancını ispatlamak için sadece eski dinlerde var oluşuyla yetinmiyoruz. Biz, sadece evrensel bir kurtarıcıya inanmanın tüm inançlarda var olduğunu göstermek için bu yola başvuruyoruz. Yoksa İslâm kaynaklarında yer alan bilgilerle bunu ispatlamak daha kolaydır.

 

Mevlana, puta tapanların bile aslında Allah'a kulluk etmek istediğinden kaynaklandığını söylerken, metodolo­jik bir ilkeyi anlatmaya çalışıyor:

“Maksadımız Ka’be’den, put haneden sensin sen."

 

KUR’AN’DA MEHDİLİK İNANCI

 

Kur’an-ı  Kerim'in birçok ayetinde, yeryüzünde geniş çaplı bir  ıslah hareketinin başlayacağı, Allah-u Teala'nın Şeytan’ın hakimiyetine son verip onu izleyenlerin iktidarını yıkacağını ve salih kullarını bütün yeryüzüne egemen kılıp, yönetimini onlara vereceğini açıkça bildirmiştir. Böylece salih kullar, İslâm'ın kanun ve hükümlerini bütünboyutlarıyla eksiksiz olarak uygulayacak, insanoğlunun saadet ve mutluluğunu temin edip, hayatın ana hedefinin (sosyal adalet) gerçekleşmesini sağlayacaklardır.

Kur’an-ı Kerim ile aşina olan her araştırmacı, Kur’an’ın İlahi hüküm ve esaslarını açıklarken kendine özgü bir yöntem izlediğini, birtakım değişmez prensiplere dayandığını bilir. Bu ana prensiplerden birkaçı şöyledir:

1-    Bu kitap, salt bir bilgi kitabı değildir; başlı başına bir hidayetkitabı, bir yol göstericidir.

2-    Bu kitap,Resulullah'ın bütün zamanlar ve mekanlar için geçerli olan sürekli bir mucizesidir.

3-    Bu kitap üstteki özelliklerinden dolayı konuları genel çerçevesiyle açıklamış, teferruat bilgi ve metotları Peygamber’e ve zikir ehli  Ehlibeyt'e havale etmiştir.

 

Bundan dolayı sahih İslâmî akidelerin tümünün ayrıntılarını değil de, sadece çerçeve ve kökünü Kur'an'da bulmak mümkündür. Şüphesiz bu temel inançlardan biri de, kur’an’daki Mehdilik  İnancı'dır. İşte Mehdilik İnancı'nı ispatlayan ve pekiştiren ayetler:

1-    Müşrikler istemese de dini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber’ini hidayet ve hak üzere gönderen O’dur." ( Tevbe, 33; Saff, 9)

2-  “Ey iman edenler, içinizden kim dinden dönerse,Allah (onların yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise güçlü ve onurlu, Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir."(Maide54)

3-   "... Ve biz yeryüzünde zayıf kalanlara lütufta bulunarak onları önderler yapmak ve mirasçılar kıl­mak istiyoruz."(Kasas, 5)

4-   "Onlar ki kendilerine yeryüzünde egemenlik verdiğimizde namaz kılarlar, zekât verirler, marufu emrederler ve münkerden sakındırırlar. İşlerin sonu ise Allah'a aittir."(Hacc, 41)

5-"... De ki: Hak geldi, batıl zail olup gitti."(İsra,81)

6-   "Allah içinizden iman edip salih amellerde bulu­nanlara va'detmiştir ki, şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için se­çip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağ­lamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenli­ğe çevirecektir."(Nur, 55)

7-   "Andolsun kitap ehlinden, ölmeden önce ona (İsa) inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü o da onların aleyhine şahit olacaktır."(Nisa, 159)

8-   "Andolsun biz Zikir'den sonra Zebur'da da 'Hiç şüphesiz, salih kullarım yeryüzüne mirasçı olacaklardır.' diye yazdık."(Enbiya, 105)

 

Bu ayetlerden anlaşıldığı gibi yeryüzünde bilâhare Salihlerin iktidarı olacaktır. Buna benzer daha birçokayet vardır ki, biz bu kadarıyla yetiniyoruz.

Söz konusu hâkimiyeti kimin kuracağı noktasındaki tartışmaları ise hadislerle açıklamak gerekir.

Tüm konularda olduğu gibi usul ve temellerin teferruat ve detaylarını açıklayan hadislere ve İslâm tarihine bakarsak, evrensel Mehdilik/Kurtarıcı İnancı'nın detaylarını bulacağız.

Aslı şüpheli olmayan bir inancın detayında farklılıkla olsa bile, asıl olan inanca hiçbir halel getiremeyecektürden farklılıklardır.

Bu alanda daha geniş bilgi edinmek isteyen okurlarımız, "Ehl-i Beyi Mesajı" dergisi Hz. Mehdi özel sayısı ile "Mehdilik ve İmam Mehdi" (Dr. G. Hüseyin tacirinnesep, Oba Kitabevi yay.) adlı kitaba müracaat edebilirler,

Takdir edilir ki, sınırlı bir dergide bu konuları çok detaylı işleme imkânımız yoktur. Ancak hadis ve tarih konusunda bir uyarıda bulunmadan geçemiyorum.

 

Hadisler Hakkında Kısa Bir Değerlendirme

 

İslam dini de, diğer inançlar ve ideolojiler gibi, bir, sa­hih ve orijinal anlayışa sahiptir; birde, çıkar çevreleri olan Karunlar (sermaye piyasası), Firavunlar (iktidar heveslileri) ve Belamlar (saray hocaları-satılmış dil ve kalemler) tarafından özünden uzaklaştırılıp kabukçu bir anlayışla insanları istihmar ve istismar eden yozlaştırılmış bir anlayışa.

 

İşte bu güne ulaşan iki din anlayışı çekişmekte ve mücadele etmektedir. Bir tarafta, dini, camilerin dört duvarı arasına sıkıştırıp şekilci bir namazla sınırlayan, orucun yapıcı felsefesini unutturarak bir kültür hâline getiren, humus ve zekatı vergiye ve haraca çeviren, haccı folklor gösterişi haline getiren çapulcu ve çıkarcı bir anlayış vardır.

Diğer tarafta, namazı insanlığın yüceliş ruhu, orucu sosyal adaletin dengesi, humus ve zekâtı insanî değerlerin yücelişi için yardımlaşma fonu ve fakirliği yok etme faktörü, haccı putperestliğe karşı direniş ve tevhid uğrana her türlü fedakarlıkta bulunma okulu olarak gören Kur'anî |anlayış vardır.

Bu felsefede insan, kendisini hatalarla iç içe bulduğu için, sıfır noktasında olan Yaratıcı'yı ve O'nun sıfır hata (masum) diye tanıttığı Peygamber'i ve onun da sıfır hata diye tanıttığı Masum İmamları kendisine kaynak seçip onlara teslim olmak (Müslüman) ruhuna ulaşır.

(Bu çerçevede hadis ve İslâm tarihine bakılacak olursa, İşlam Dininin aydınlatıcı ve mutluluk kaynağı bir din olduğu açıkça görülecektir.Ancak hata ve nisyanlarla dolu insanları kaynak edinen, tarihi, Emevîler, Abbasiler ve saraylar tarafından yönlendirilen, kitapları onların düzmece hadisleriyle dolu olan bir anlayışa kalırsa, İslam’ın ruhundan uzaklaşıldığı gibi, Kur'an'ın temel emirlerinde bile şüpheedilebilir, her şey tartışılır hâle gelebilir.

Paylaşım
Yazdır Yorum Yaz Yorumlar 0 Yorum
Diğer İlgili Başlıklar
EVRENSEL MEHDİLİK İNANCI 25-12-2011 tarihinde eklendi
Üyelik

Kullanıcı Adı :
Şifre :
 
Yeni Üyelik Şifremi Unuttum
Duyurular
En Çok
Okunanlar İzlenenler
Anket
Sitemizi yeterli buldunuzmu ?
Evet
Hayır
Daha İyi Olabilir
Rast Düşünce ® 2010 - 2011
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım