Bismillahirrahmanirrahim
3-Murcifun(Dedikodu çıkaran ve yayanlar)
Önceki yazılarımızda da değindiğimiz üzere inançsal açıdan “düşmanın tanınması” konusuna baktığımızda iki çeşit düşmanın var olduğunu, iç ve dış olmak üzere iki çeşit düşmanla karşı karşıya bulunduğumuzu hatırlatmıştık. Dış düşmanlardan en etkili olanlardan bir grup Kuran-ı Kerim’de de geçtiği gibi “Mercufin” olarak zikredilir. “Ant olsun, eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler.”(Ahzap:60).
“Murcifun” yani, kara haberciler, kötü-yalan haberler yayanlar, fitne arayanlar, dedikodu yayanlardır.
Ruhen hasta olan bu gruptakilerin en belirgin özellikleri şunlardır: Toplum içerisinde dedikodu yayarak insanların tedirgin olmalarına yolaçarlar, asayiş ve istikranın yok olması için yalan ve iftira dolu söylentiler çıkarırlar. Kur’an bu tür insanların kalplerinde hastalık olduğunun haberini verir. Bu grubun aynısının Peygamber döneminde Medine’de de var olduklarının haberini verir. Bu gruptakiler Yahudi dış düşmanlarla irtibatlar kurar, onlardan aldıkları yöntemlerle halkın güç ve morallerinin zayıflaması yolunda her türlü şayia ve yalan haberi yayarlardı. İslam İnkılâbı Rehberi bu grup hakkında bir konuşmasında şöyle buyurmaktadır: “Toplumumuzun “seçkin” insanları dikkatli olmalıdırlar, çok büyük bir imtihanla karşı karşıya olduklarının farkında olmalılar. Bu imtihanda başarılı olmamak sadece kaybetmek olmayacaktır, belki kendilerinin çökmelerine ve yok olmalarına da sebep olacaktır.” Rehberin bu beyanatı üzere şu sonuç çıkmaktadır: Seçkin “murcifler” konuşmalarıyla veya sükûtu seçerek konuşmamalarıyla düşmanın nüfuz etmesine ve toplum içerisinde huzursuzluk ve güvensizliğin oluşmasına sebep olacaktır. Bu tür davranışın tam da düşmanın istediği bir yaklaşım olduğunun farkında olunması gerekir.
4-Mücrimler
Mücrim, aleni ve aşikârda günah işleyenlere denir. Gerçekte (mücrimler) fesadın toplum içerisinde yaygın hale gelmesine uğraşırlar. "Cürüm" kelimesinden türemiş bir isim olan mücrim, suç, cinayet, yalan vb. her türlü çirkin, zulüm ve günah olan söz, fiil ve davranışları işleyen kimseye denir.
Bu kavram, Kuran’da 55 defa geçmiş. Şer, suç, günah ve zulüm fiillere sevk etmek manasına gelir. Bu çeşit insanlar gerçekte İslam düşmanlarından sayılırlar. İmamı Rıza (a.s) şöyle buyurur: “Allahın yeryüzündeki düşmanları içki içenler ve zina edenlerdirler.”
Mücrimler İslam düşmanlarının kültürel metoduna uyarlar, onların elbise giyim tarzlarını ve yaşayın tip ve modellerinin kültürel reklamcılığını üstlenirler. İnsanın yüceliği ve kerametini yok eden iffetsizliği, hicapsızlığı ve gençler arasında yaygın hale getirirler.
Hz. Ali’den (a.s) şöyle nakledilir: “Allah, Peygamberlerinden birine buyurdu ki, elbise giymede ve yemek yemede benim düşmanlarıma benzemeyin. Onlar gibi giyinip ve onlar gibi olmayın. Kendinizi onlara benzetirseniz onlar gibi olursunuz.”(Müstedrekil Vesail.c.11.s.119)
5-Düşmanların Dostları
İnsanların dosta, aşinaya ihtiyacı olduğu gibi bu konuda dost ve aşinayı tanımada sahip olması gereken ölçünün aynısını düşman ve düşmanının dostunu tanımada da uygulaması gerekir. Bu konu hakkında hassas davranmanın insanın dünyevi hidayet ve uhrevi hayatında hayati bir konuma sahip olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Bu konuda Kuran-ı Kerim’e baktığımızda şöyle tavsiyede bulunur:
“Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.”(Maide:15)
Kur’an-ı Kerim birçok ayetinde biz müslümanların kimleri dost ve kimleri düşman edinmemiz gerektiği hususlara değinmiştir. Hadislerde de Peygamber (s.a.v) ve Ehlibeyt İmamları bu mesele hakkında çok hassas olunmasını altını çizerek tavsiye etmişlerdir. Kimleri sevip kimlerden nefret etmenin hatta imanın en sağlam kolu ve kulpu olarak nitelemişlerdir.
Müslümanlar, Allah’ın dininin düşmanlarından kaçınacakları ve onlarla dost olmayacakları gibi Allahın dininin “düşmanlarının dostlarına” da güvenmemeleri ve onları sevmemeleri gerekir. Çünkü eğer Müslümanlardan birileri Allahın düşmanlarının dostlarıyla irtibatta olurlarsa onlardaki fikri bozukluklar ve sapmalar Müslümanlara da sirayet eder ve bir tür kültürel casusluk atmosferi oluşturulur.
İmamı Sadık (a.s) şöyle buyurur: “Allah’ın düşmanının dostu Allah’ın düşmanıdır.”( Müstedrekil Vesail. c.12.s:236)
Ayette geçen “onları veliler ve dostlar edinmeyin” den maksat şudur: “edinmekten تَتَّخِذُواtettehuzu ” kasıt, bir şeyi gelecekte kullanmak için onu biriktirmek ve bir şeye güvenip ona itimat etmek manasınadır. Bu ayette “karar vermek” ve “itimat etmek” manasında kullanılmıştır.
“أَوْلِيَاءُ” vela ve “velayet” ise iki şeyin birbirine karşılıklı olarak özel bir yakınlıktan ibarettir. Bu tür yakınlık iki veya daha fazla kişi arasında ikisinin dışında yabancı biri olmayacak şekilde yakınlık meydana gelmesi anlamına gelir. Merhum Allame Tabatabaiye göre ayette geçen “velayetten” maksat:
“İki şey arasında yakınlaştıkları husus bağlamında engelleri ve perdeyi kaldıracak şekilde bir yakınlığın meydana gelmesi anlamına gelir. Şayet bu yakınlaşma takva ve inanç bazında meydana geliyorsa, “veli” yardımcı demektir ve yakınlaştığı kimseye yardım etmesini hiçbir şey engelleyemez. Şayet ruhsal çekim türünden bir sevgi ve birliktelik nitelikli kaynaşma bazında bir yakınlaşma ise, “veli” sevgilidir ve insan böyle bir durumda nefsinin sevgilinin iradesinden etkilenmesine, sevgilinin istediğini vermesine engel olamaz. Şayet bu yakınlık soy bazında söz konusu ise, “veli” bu bağlamda yakın olduğu kişinin, söz gelimi mirasçısı olur ve hiçbir şey onu bundan alıkoyamaz. Eğer itaat bazında bir yakınlaşma söz konusuysa “veli” bu açıdan yakın olduğu kişi üzerinde dilediği gibi hüküm verir.”(Elmizan Tefsiri)
مِنْهُمْ فَإِنَّهُ مِنْكُمْ يَتَوَلَّهُمْ وَمَنْ “Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır.” Ayette geçen nokta ve mesaja dikkat edilirse şu sonuçlar çıktığı görülmektedir:
A-Allah’ın düşmanlarıyla dost olmak ve onların sevgisini gönlünde tutmak gerçekte, Allah ile düşmanlığın alameti ve nişanesidir.
B-Müslümanların düşmanları, Müslümanların aleyhine birbirleriyle dayanışma halindedirler.
C-Kâfirlerle dost olmanın sonucunda Müslümanların arasındaki sevgi ve ittifak azalır ve düşmanları bu yolla onlara galip gelirler.
D-Bu ayette geçen “velayet” muhabbet ve sevgi manasına gelmektedir.
Hz. Ali (a.s)bu konuyla ilgili şöyle tavsiyede bulunmuştur:
“Dostların üçtür, düşmanların da üçtür. Dostlarına gelince… Dostların senin dostun, dostunun dostu ve düşmanının düşmanıdır. Düşmanlarına gelince… Onlarda senin düşmanın, dostunun düşmanı ve düşmanın dostudur.”(Nehcül Belağa. Kısa sözler:295)
6-Mütecaviz Müslümanlar:
“Müminlerden iki topluluk çarpışacak olursa, aralarını bulup-düzeltin. Şayet biri diğerine tecavüzde bulunacak olursa, artık tecavüzde bulunanla, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allah'ın emrini kabul edip) dönerse, bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah, adil olanları sever.”(Hucurat:9)
Bu ayetin nüzul sebebi hakkında şöyle geçer: İki kabile “Evs” ve “Hazreç” arasındaki ihtilaf birbirleriyle savaş haline tırmanıp yükselince bu ayeti Kerime nazil olmuştur.
Eğer Müslümanlardan bir grup kendi dünyevi menfaati uğruna başka bir grup Müslümanların hakkına tecavüzde bulunurlarsa Müslümanların tümüne o iki Müslüman grubun birbirleriyle savaşmalarını engellemeleri farzdır. O iki grubu barışa zorlamaları gerekiyor. Ama eğer onlardan biri diğerine zulüm ederde haksızlıkta bulunursa, onunla Allahın emrinin (barışın)uygulanması için mücadele edilmelidir.
7-Muharip ve Bozgunculuk çıkaranlar.