Bismillahirrahmanirrahim
“Ke-bü-ra” kökünden gelen kibir, tekebbür, mütekebbir ve inat ederek hakkı kabul etmemek anlamına gelen “istikbâr” ve “müstekbir” kelimeleri insan için olumsuz ve karakter olarak en tehlikeli huy durumunu belirtmek için kullanılmıştır. Bu durum insanın batınında, iç dünyasında ve ruhunda var olan bencilliğin ve kötülüğün dışarıya vurmasıyla kendini ortaya koyar.
Bu bağlamda “istikbar” kelimesi terim olarak; daha çok hâkimiyet talebinde bulunmak, sömürgecilik, diktatörlük, müstemlekecilik peşinde olan ve büyüklenme, büyüklük taslama, bu istekle yeryüzünde bozgunculuk çıkarma, başkaları üzerinde üstünlük iddiasında bulunmak anlamlarını dile getirir.
“İstikbar” kelimesi ve türevleri Kuran-ı Kerimde 48 defa kullanılmıştır. Ku’ran açısından istikbarlığın en kötüsü, Hak Taala ve Enbiyanın emirleri karşısında itaatsizlik, dik kafalılık ve tevazudan, alçakgönüllülükten kaçınmakdır:
“İnkâr edenlere gelince; "Size karşı ayetlerim okunduğunda büyüklük taslayan (Müstekbir olan)lar ve suçlu-günahkâr bir kavim olanlar sizler değil miydiniz?"(Casiye:31). Bu ayet müstekbirlerin Allahu Taala’nın emirlerine itaatsizlikte bulunanlarına işaret etmektedir.
“Meryem oğlu İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le teyid ettik. Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse, büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldürecek misiniz?”(Bakara:87)
Bütün bu nitelikler Müslüman tanımının dışına, kâfir insan tipine özgü niteliklerdir. Çünkü Müslüman olan, tevazu ile Allah'a teslim olana denir. Dolayısıyla Müslümanın temel özelliklerinden biri tevazu (alçak gönüllülük) ve hilim (yumuşak başlılık) dir. İstikbar ise, hepsi de küfürle eşanlamlı veya küfrün nedeni veya sonucu olan isyan, zulüm, azgınlık ve sapkınlık gibi niteliklerle ilişkilidir.
Kur’an-ı Kerime baktığımızda “istikbar” karakterinin insanın toplumsal hayata geçmesiyle ortaya çıktığını görüyoruz. Hz. Ali(a.s) “Kasia” hutbesinde İblisi müstekbirlerin başı ve lideri olarak tanıtmaktadır. Yani bu tür karakter ve huya sahip kimselerde şeytanda var olan kötülük, bencillik ve hilenin aynen var olacağı bir gerçektir.
Kur’an-ı Kerime bu çeşit kötü huyların meydana gelişi ve oluşumu hakkında mükemmel bilgiler sunmaktadır, bunlardan bazılarına kısaca değinelim:
1-Servet ve Güçlülük (zerr ve zor).
Servet ve güç Allahu Taala’ya imanla birlikte ve imanın kontrolünde olmazsa “istikbar” huyunun meydana gelmesinin önlenemiyeceği kesindir. Kuranı Kerim diktatör ve mağrur “firavun” hakkında şöyle buyurur:
“Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki: "Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?"(Zuhruf:51 )
Dikkat edilirse bu ayet günümüzdeki müstekbir ve sömürücü güçleri de tanımlamakta, bunlarsahip oldukları ve çekinmeden dışa vurdukları huy ve karakterlerin nereden kaynaklandığını anlatmaktadır. Ayette geçen “Firavun”, “Karun” ve benzerlerinin bu kadar müstekbir ve gaddar olmasının en mühim sebeplerinden biri sahip oldukları servet ve güçtür. Birçok ayette “Karun” ve “Firavunun” ve “benzerlerinin” kendi halklarına zulmettiklerini onlara tepeden bakıp küçümsediklerini ve ezdiklerini görebiliyoruz.
Ku’ran-ı Kerim geçmişteki bazı kavimlerin de bugünkü zalim güçler gibi “istkbarlıkta” bulunduklarından haber veriyor. Örnek olarak: “Ad(kavmin)e gelince; onlar yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve dediler ki: "Kuvvet bakımından bizden daha üstünü kimmiş?" Onlar, gerçekten kendilerini yaratan Allah'ı görmediler mi? O, kuvvet bakımından kendilerinden daha üstündür. Oysa onlar, Bizim ayetlerimizi (bilerek) inkâr ediyorlardı.(Fussilet:15)
Kur’ân-ı Kerîm’de verilen bilgilere göre bu kavim muhteşem saraylara (Şuarâ:128–129), mallara, sürülere, eşsiz bağ ve bahçelere sahipti (eş-Şu’arâ 133–134). Bu yüzden kibir ve gurura kapılmış olan Âd kavmi azgınlık ve taşkınlıkta bulunmuş, putlara tapmaya başlamıştır (Hud: 59, Şu’arâ: 130). Allah, Hz. Hud’u bu kavme peygamber olarak göndermiş, fakat kavmi onu yalanlayarak kendisine karşı çıkmıştır (Arâf 65; Hud 50; eş-Şu’arâ: 123–126). Hz. Hud’un onları uyarması, Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri hatırlatarak O’na inanmalarını istemesine karşı onlar, kendilerine yapılan ikazları dinlememişlerdir. İsyan ve inkârlarının cezası olarak Allah, önce yağmurlarını keserek kuraklık vermiş ve ünlü İrem bağlarını kurutmuş, daha sonra kasıp kavuran bir rüzgârla onları cezalandırmıştır (Ahkâf 24–25; Kamer 19–21). Sekiz gün süren bu rüzgâr, Kur’ân’ın tasvirine göre Âd kavmini hurma kütükleri gibi bulundukları yerden söküp atmıştır (Hâkka: 6–8). Hz. Hud ve ona inanan müminler ise bu felaketten kurtulmuşlardır (Arâf: 72)
2-Kültürel Fakirlik ve Fikirsel Bağımlılık.
Müstekbirlerin güçlenip ve istismarcı olmasına bazen müstazaflar de yardımcı olmakta, zulümlerini sürdürmelerinde onlara destek olmaktalar. Bunun en açık örneği, müstekbirlerin kültürel saldırılarına olumlu cevap vermek, günümüzde yumuşak savaş denilen planlarına inanmak ve onlara itaat etmek suretiyle onların müstekbirliğine ortam hazırlamak, bilerek veya bilmeyerek yardımcı olmak şeklinde görmekteyiz:
“Büyüklük taslayanlar, za'fa uğratılan (müstaz'af)lara dediler ki: "Size hidayet geldikten sonra, sizi biz mi ondan alıkoyduk?(Sebe:31)
Za'fa uğratılanlar da büyüklük taslayanlara: "Hayır, siz gece ve gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Allah'ı inkar etmemizi ve O'na eşler koşmamızı bize emrediyordunuz" dediler. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını saklarlar; Biz de inkâr edenlerin boyunlarına halkalar geçirdik. Onlar, yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?(Sebe:33)
Ayetlere dikkat edilirse müstekbirlerin mustazaflara, zayıf bırakılmışlara kendi düşünce ve fikirlerini telkin ettikleri ve onları kendilerine itaat ettirerek ekonomik, siyasal ve askeri açıdan zayıf bıraktıkları ve hatta inançtan bile uzaklaştırp yoksun bıraktıkları ilahi vahiy ile bildirilmektedir. Bugün ister küçük topluluklar isterse bir ülke ve bölge olarak zayıf bırakılmış halkların durumundan sadece müstekbirler değil bazen kendileri de sorumludurlar ve bunun hesabını vereceklerdir. Batılı müstekbirlerin İslam ülkelerine yönelik fesat yayma faaliyetlerine ne kadar yardımcı olduğumuz hususunda kendimizi kişisel, ailevi ve toplumsal bazda yeniden sorgulamalıyız.
3-Yaratılışta Üstünlük İddiasında Bulunma.
Yaratılışta üstünlük iddiasında bulunmak da müstekbirliğin meydana gelmesine sebep olan faktörlerden biridir. Bu şeytani özelliği ilk defa İblis ortaya atmış, insanlar arasında meydana gelen birçok fesat, zulüm ve haksızlığın kaynağıdır. İnsan toplulukları arasındaki bu iğrenç kavmiyetçilik üstünlüğünde bulunmanın asıl kaynağının bu olduğu anlaşılacaktır. Kur’an, Şeytanın müstekbir olmasına neden olan faktöre şöyle değinmektedir:
“(Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?" Dedi ki: "Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."(Sad:75-76)
Kur’an-ı Kerim’in tanıklığı ile günümüzde yaygın olan ailesini, ırkını yüksek görme özelliği şeytani bir düşüncedir. Kendi kavmini başka kavimlerden üstün görme, başka kavimleri küçümseme düşüncesi bir tür hastalık olup bu akıma karşı çıkıldığında, uyarıldıklarında kendilerinin ırkçı değil milliyetçi oldukları savunmasına geçerler. Halbuki yeni ad altında yine şeytani düşünceyi savunmaktadırlar. İslam ve Ehlibeyt (as) mektebi bağlıları bu şeytani düşünce akımı ve elebaşlarından dikkatle uzak durmalı, hangi bahane ve maslahatla olursa olsun hakk hedefe batıl yol ve araçlarla varılamıyacağını idrak etmelidirler. Çünkü her ırkçılık ve milliyetçilik insanı kibire, müstekbirliğe sevkeder. Yaşadığımız çağdaki felaket ve katliamlar incelendiğinde temelinde kendini üstün görme düşüncesinin yattığı görürüz.
4-Hak Taalanın Sınırsız Gücünden Habersiz Olmak.
Müstekbirlerin Üstünlük iddiasında bulunmalarının sebeplerinden biri de Allahu Taalanın sınırsız gücünden habersiz olmalarıdır. Kur’an’da geçen “Ad Kavminin” tuğyan ve hakkı kabul etmemelerinin sebeplerinden biri de bu gafletti:
“Ad(kavmin)e gelince; onlar yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve dediler ki: "Kuvvet bakımından bizden daha üstünü kimmiş?"(Fussilet:15)
Bugünkü müstekbirlerin ve müstekbir huy ve karakterine sahip insanların ruh yapısı Firavunun zamanındaki “Karun” ve Karun gibilerinin aynısı olduğu ve ilahi güç ve kudretinden gaflette bulundukları hatırlatır ve şöyle buyurur:
" Bilmez mi ki, gerçekten Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından daha güçlü ve insan-sayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır.(Kasas:78)