Bismillah
Değerli rasthaber okuyucuları, düşmanı tanımanın hayatımızdaki önemi, düşmanın savaş yöntemleri, dış ve zahiri düşmanlar, istikbar ve müstekbirleri tanıma konulu geçen yazılarımızda Kur’an, hadis ve din büyüklerinin sözlerinden aktarmalar yaparak dikkatinizi temel terimlere çekmeye çalıştık. Her ideoloji ve dünya görüşü kendi literatürünü oluşturmadığı sürece başkalarının silahıyla savaşan askere benzer. İslam uygarlığı her alanda olduğu gibi düşmanı tanımlama konusunda da kendine has terimler kullanır. Bu terimlerin başka dillerdeki muadilleri olsa veya benzeri anlamlara sahip olsalar da farklı içerikleri vardır. İstikbar ve müstekbir terimleri bu cümleden olup batı literatüründe emperyalizm ve emperyalist terimleriyle benzeri yanları olsa da dikkatle incelendiğinde içerik olarak farklı oldukları görülecektir. Kur’an’da kullanılan bu terimleri önceki yazılarımızda tanımlamaya çalışmıştık. İlahi kelamda geçen bu ve benzeri terimleri öğrenmedikçe Allah’ın ve kendimizin düşmanlarının özelliklerini gerektiği gibi idrak etmemiz mümkün olmayacaktır.
Bu kısa giriş ve hatırlatmadan sonra bu bölümdeki konumuza, yani müstekbirlerle mücadele yolları hususunu irdelemeye başlıyabiliriz.
Müstekbirler, insanları baskı altında tutmak, kendilerine köle etmek ve kültür ve zenginliklerini sömürmek için çeşitli renk ve çehrelere bürünürler. Bunlarla mücadelenin en mühim yolu onların bu yöntemlerini tanıyıp misliyle karşı koymaktır.
“Eğer Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı”.(Bakara/251)
Ayetten açıkca anlaşılacağı üzere yeryüzünde fesadın yaygın hale gelmesinin ve adaletsizliğin temelinde müstekbirler, başkalarına üstünlük taslayanlar ve başkalarının malında hakk iddiasında bulunanlar karşısında birilerinin çıkmamasından kaynaklandığı sonucu çıkmaktadır. Peygamberlerin hayatlarına dikkatlice bakarsak bu ilahi şahsiyetlerin hedefleri karşısında daima müstekbirlerin çıktığını görürüz. İnsanların cahil bırakılması, fakir bırakılması, köleliğin yaygınlaştırılması, hatta erkeklerin öldürülüp kadınların kötü işlerde çalıştırılması çzigisini takip eden müstekbirlerin, insani değerlerin filizlenip yücelmesini engelleyerek ellerinde bulundurdukları imkânlarla Peygamberler ve onların yolunu izleyenleri zayıf duruma düşürmek yolunda hiçbir kötülükten kaçınmamışlardır. Bugün bile ellerinde bulundurdukları medya gücü ile İlahi Peygamberlerin izleyicilerine karşı yaptıkları iftira ve yalanları hemen her gün müşahede edebiliyoruz.
Müstekbir düşmanın ihanet, tahrif, fitne, propaganda, dezenformasyon vb hileleri karşısında nasıl durmalı veya nasıl bir yol izlemeliyiz. Bu ilkesel yöntemlerden bir kaçını şöyle sıralıyabiliriz:
1-Sabırla hareket etmek ve bilinçli mukavemet göstermek.
Müstekbirlerle mücadelenin ilk temel esası onların çok geniş bir sahada çeşitli boyutlardan her türlü saldırı tarzlarını tespit etmeli ve bu saldırılar karşısında sabırlı bir şekilde mukavemet etmeli ve karşı durulmalıdır. Düşman her ne kadar zorba ve güçlü olursa daha çok istikamet ve direnişi gerektirir. Kuran-ı Kerim’de “Beni İsrail kavminin” Firavun’a karşı zafer kazanmalarının sebebi mücadelelerinde sabırlı ve akıllı bir şekilde hareket etmeleri bildirilir.
“ Rabbinin İsrailoğulları’na olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını) da yerle bir ettik”.(Araf:137)
Yukarıdaki ayete dikkat edilirse “Müstekbirlerin” karşısında zafere ulaşmanın “sabırla hareket” etmek ve “bilinçlice mukavemet” göstermek suretiyle tahakkuk bulduğu hatırlatılmaktadır.
“Mustaz’aflar” ve “sabırla” hareket eden milletler yeryüzünün varisi olacaklardır.
2-Salih bir rehber ve izleyicilerinin varlığı.
Müstekbirlerle mücadele yolunda salih ve layık bir rehberin varlığı ve ona bağlı insan topluluğunun var olması bu mücadele için olması gereken etkili faktörlerden biridir. “Salih ve Basiretli Rehberin” var olması ve “insanî güç” müstekbirlerle mücadele etmenin en mühim iki esas unsurlarındandır. Kuran-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?”(Nisa:75)
Ayetten anlaşıldığı üzere düşmanların tuzağına düşen müstaz’afların kurtulmaları için Hak Teala’dan “bir veli” (koruyucu, sahip, lider) daha sonra Allah’tan onun (lider) için yardımcılar ve destekleyiciler kılmasını isterler. Dolayısıyla müstekbir ve zalimlerle mücadelede basiretli ve salih bir rehberin ve yardımcı ve destekleyicilerin var olmasının gerekliliği meydana çıkmaktadır.
3-Birlik ve Beraberlik olma.
Müstekbirlerin mustaz’aflara ve halklara hâkim olma ve onları zayıf bırakma yollarından biride onlar arasında, ayrılık salmak, tefrika meydana getirmektir. Buna göre bu zalim ve acımasız uluslararası müstekbirler karşısında birlik ve beraberliğin sağlanması gerekiyor. Ancak bu yolla bunların karşısında güç oluşturulabilir. Bu konuda ayet bu tarz birliğin sağlanmasını önermektedir:
“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz.”(Hucurat:10.)
Bugün yeryüzünde ve bölgemizde ezilen, hor görülen, zenginlikleri siyonist müstekbirler tarafından sömürülenler ve özellikle de Müslümanların birlik ve beraberlikleri olsaydı mevcut durum bundan daha farklı olabilirdi. Bu konuda asrımızın en büyük mücahit ve müceddidi Hz. İmam Humeyni (r.a) şöyle buyurmaktadır:
“Ey Müslüman halklar! Ey İslam ülkelerinin mazlum halkları! Zenginlikleri Amerika ve işbirlikçileri tarafından yağma edilen ve kendileri zillet altında yaşayan ey aziz halklar! Uyanınız! ‘Ayağa kalkınız!’… Ey, dünya mustaz’afları! Kalkınız ve süper güçlerin karşısında ‘kıyam’ ediniz! Eğer; onların karşısında direnirseniz, onlar hiçbir şey yapamazlar!”
4- Müstekbirlere karşı çok yönlü saldırıya hazırlanmak.
Bu konuda Kuran-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:
“İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkâr edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.” (Nisa:76)
Müstekbirlerin köpeğe benzer bir yönleri vardır. Onun üzerine gidersen geri çekilir, geriye çekilirsen üzerine doğru gelir. Müstekbirlerin sahip olduğu bu ruh hali karşısında mustaz’aflar bunların ilerlemesini durdurmak için her zaman savunmaya ve saldırıya hazır durumda olmalılar. Müstekbirlerde hiçbir zaman başkalarına karşı acıma hissi ve duygusu yoktur. Peygamberler bunlara karşı tutumlarında daima hücum yöntemini tercih etmişlerdir.
6-Müstekbirlerin yalancı görüntülerini kırmak ve tahkir etmek.
"Ey kavmim, benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin.(Yunus:71)
Karakteri ve kişiliği zayıf olan insanlar her şeyin onun istekleri ve arzuları doğrultusunda geliştiğini gördüklerinde isyan, azgınlık ve gurur huylarına kapılırlar. Bunun ilk aşaması diğerlerine karşı üstünlük ve büyüklük taslamaktır. Yukarıdaki ayetin siyakına, gelişine bakıldığında Hz. Nuh’un(a.s) azgın ve mütekebbir kavmi karşısında onları küçümseyerek ve tahkir ederek söylediği sözlerdir. Kur’an’da geçen peygamberlerle kendi kavimlerinin mütekebbirler arasındaki tavır ve davranış yöntemlerinden istifade etmek gerekir.