Bismillahirrahmanirrahim
İslam düşmanlarının İslam ve Müslümanlarla olan mücadele ve savaş taktikleri İslam’ın ilk yıllarına dayanır. Bu taktiklerinden en mühim ve etkili olanı ise İslam dininin gerçek çehresini ilme, bilime, teknolojiye ve ilerlemeye karşı olduğunun iddia edilmesidir. Kendi istedikleri şekilde İslam‘la hiç alakası olmayan batıl bir dini yaymak istediler.
Tahrifat ve tahribatın karşısında İslam İnkılâbı Rehberi İmam (r.a) “İslam Fıkhında Devlet” adlı gerçek öz Muhammedi (s.a.v) İslam‘ı ileri sürene kadar hemen hemen tüm dünya Müslümanlarını İslam düşmanları kendi taktiklerine inandırmışlardı. İslam’dan hükümeti, siyaseti, hukuku, yargı ve yürütmeyi ayırdıkları ve işlemez hale getirdiklerinde Müslümanlar arasında “fesadı ve kötülükleri” yayarak onların arasında işlenen “haramlar ve yasaklar” kendi ülkelerindekinden kat kat daha yaygın hale getirdiler. Çünkü din adına bu kötülüklerin önünü alacak ne bir “özgüveni olan lider” yetişebilmiş ne de uygulanacak bir kanun ve anayasa kalmıştı. Vardı, ama kitap kapaklarının arasında veya sadece teorik ama, pratiği olmayan düşünce yığını. İslam Âlemi’nin bugünkü durumu bunun en belirgin kanıtıdır.
Asırlardır İslam coğrafyasında bulunan gayrimüslimlere ait havra ve kiliseler Müslümanların camilerinden ve misyonerleri Müslüman âlimlerinden birçok ülkede ve bölgelerde daha etkin olabilmişlerdir. Mısırlı yazar Ahmed Emin “Duha'l İslâm” adlı kitabında şöyle yazar: “Bu havra ve kiliseler İslam ülkelerinde birbirine zıt iki görevi üstlenmişlerdi. Bir taraftan zühdü, sakınmayı ve dünyadan el çekmeyi yaygınlaştırmaktaydılar. Müslümanlardan zahit kimselerin bunlardan dünyanın fani ve geçici olduğuyla ilgili bilgileri alır Müslüman cemaati arasında yaygın hale getiriyorlardı. Ayrı faaliyetleri ise, Bu mekânlarda edebiyatçıların ve şairlerin buralara giderek oralardaki gayrimüslim genç kızlarla şarap içerek ve sarhoş edici maddeleri kullanmaktaydılar ve aşk hakkında şiirler ve müzikleri yaygın hale getiriyorlardı.”
Hatta çoğu İslam ülkelerinde bulunan gayrimüslimlerin birçok bilim doktorluk, bankacılık, borsa, kuyumculuk, medya ve sunuculuk dallarında bunlar eğitimcilik görevlerini üstlenmişlerdir. Arap kanallarındaki birçok televizyon sunucularına baktığınızda bunları görebilirsiniz. Bunların birçok İslam ülkelerinde en hassas kurumlarda çalıştıklarını görmemek elde değildir. Bu tür hassas dalları ellerinde bulunduranlar sahip oldukları maddi, fikirsel ve meslek tecrübeleriyle Müslümanlara nasıl bir İslam ve inanç tarzı sunacaklarını bekleyebiliriz. Bu kadar özgürlükten dem vurmalarının altında yatan gerekçe kendilerinin rahatlıkla azınlıkta olmalarına rağmen istedikleri her şeyi söylemeleri ve yapmalarıdır. Salman Rüştü(l.a) ve son yıllarda İslam ülkelerinde ve Batı’da İslam’ın en kutsal değerlerine el uzatmalarının altında yatan gerçekleri görmeliğiz.
İslam düşmanlarının Müslümanlar üzerinde yaptıkları en mühim tahribatlardan biri de Müslümanları geçmişlerine karşı duyarsız hale getirmeleridir. Bu konuda Müslümanları geçmişine karşı o kadar vurdumduymaz ve sorumsuz hale getirmişler ki nerdeyse geçmişle ilgili hayati konuların söz konusu edilmesini çok büyük bir bidatmiş gibi ve Hıristiyanlıktan kalmış batıl bir inançmış gibi algılamaları haline gelmesidir. Örnek olarak 19. yüzyılda değişik dönemlerde İngiltere’nin başbakanlığını yapmış William Ewart Gladstone’un İngiltere Meclisinde Kuran’ı eline alarak o gün bu tehlikeye değinerek şöyle demiştir: “Kuran-ı Kerim yok edilmedikçe Avrupa’ya barış gelmeyecek”
Bu sözlerin aynısını ve benzerini birçok İslam ve Müslümanların düşmanlarının ağzından ve kalemlerinden duymuşuzdur.
İslam düşmanlarının en etkili taktiklerinden biri de İslam ülkelerinde çeşitli okulların, üniversitelerin, hastanelerin, kültür evlerinin ve dil kurslarının yaygın hale getirerek bu yollarla Müslümanların inanç ve fikirlerini zehirlemeleridir.
Denilebilir ki en derin etkilerinden biride “Müsteşriklerin” İslam adına yazdıkları eserlerdir. Bunların birçoğu bilmeleri ve öğrenmeleri gereken İslam dininin temel kural ve kaidesi ilminden yoksundurlar. Hatta bunlardan bazısı bazı ideolojilerin Siyonizm’in, kapitalizmin ve sömürücü emperyalistlerle işbirliği içinde oldukları ve temsilcileri oldukları eserlerine bakıldığında anlaşılmaktadır. Kitaplarında İslam Peygamberi’nin (s.a.v) bir dahi olduğunu sadece kendisinin sahip olduğu beceri ve tecrübesiyle insanları kendi etrafında topladığının iddiası da bulunurlar. Bazen o Hazreti şehvetperestlikle itham ederler. İslam‘ı kılıç yoluyla savaşarak yaydığını köleliği yaygın hale getirerek bu yolla saltanatını genişlettiğini yazarlar. Bilindiği üzere bir inanç hakkında şüphe ve kuşku icat etmek kolaydır ama bu şüphe ve iftiraları ortadan kaldırmak ve insanlara ulaşmak o kadar kolay değildir. Hemen hemen çoğumuz Müslüman olmamıza rağmen bu iddiaların hepsi İslam Âlemi’nde yaygın bir şekilde mevcuttur. Bu yollarla Müslümanlar arasındaki farklılıkları daha derin bir konuma sokarak içlerinden Vahhabilik, Bahailik, Komünizm, çeşitli sapık tarikatları çıkarırlar. Misyonerliğin en yaygın olduğu yerler İslam ülkeleri ve Müslümanlar arasındadır.
Müslümanların inanç ve kültürlerini zayıflatan ve Müslümanları kendi inançlarına karşı duyarsız hale getirenler içkiyi, fuhuşu, faizi, çeşitli kumar ve müzik gibi eğlence aletlerini yaygınlaştırmak suretiyle insanları vurdumduymaz hale getirirler. Böylece erkeklerle kadınların birlikte eğlendirerek iffet ve namus duyarlılığından yoksun hale getirmiş ve çökertmeyi başarabilmişlerdir. Bir millet içerisinde bu tür fesat ve kötülükler yaygın hale gelirken bu halklardan Siyonizm ve düşmanlarına karşı nasıl bir özgüven, dik duruş ve mücadele beklenebilir? Bir milletin en hassas gücünü oluşturan gençleri ve kadınları batı hayranı olur, kendilerini batılılara benzetmek yolunda hiç bir haracamadan çekinmezse bu durumda teknoloji ve bilim üretmesi mümkün müdür? İnşallah İslam âlemi bu gafletten bir an evvel uyanır ve kendisinde saklı olan hakka ve gerçeğe sahip olur.