Ana Sayfa Künye İletişim Foto Galeri Ziyaretçi Yorumları Siteme Ekle
Medyalar
Miladi : 18 Mayıs 2012 Hicri : 27 Cemaziye'l-Ahir 1433
MEHDEVİYET VELAYET-İ FAKİH İRFAN İSLAM TARİHİ TEFSİR SİYASİ AKIMLAR DÜŞÜNCELER ŞAHSİYETLER GENÇLİK AHLAK KİTAP DÜNYASI
20-02-2012 tarihinde, 10:54 saatinde eklendi
CEMEL VAKASI (NAKİSİN SAVAŞI)
CEMEL VAKASI (NAKİSİN SAVAŞI)


        Hazım KORAL

            Israrla İmam Ali’nin (a.s) hilafete geçmesini isteyenlerin başını çeken iki kişi vardı ki sonraki tutumları akla ziyan! Bunlar Talha ve Zübeyir’den başkası değildi. Hilafete en layık İmam Ali‘yi (a.s) görüp ve bu minval üzere kamuoyu oluşturarak halkı galeyana getirip, hilafeti kabul etmesi için İmam’ın (a.s) evini kuşatanların başında bu iki kişi vardı. Ancak işin içerisine nefsanî arzular, dünyevî  ikbâl, makam ve mevki beklentisi girince çark etmek-topuklar üzerinde gerisin geri dönmek daha önce nice mümtaz ve şahsiyet sahibi kişiler olarak bilinenlerde de görüldüğü gibi onlara da böylesi bir tutum nasip olmuştu!

            Açıkçası Talha ve Zübeyir İmam Ali’den (a.s) valilik talebinde bulunmuşlardı. İmam (a.s) bunların liyakat sahibi olmadıklarını ve maksatlarını bildiği için taleplerine olumlu cevap vermiyor. Onlar da İmam’dan (a.s) umre yapma bahanesiyle müsade isteyip alelacele Mekke’nin yolunu tutuyorlar. ..

            Talha ve Zübeyir Mekke’ye vardıklarında doğruca Aişe validemizle buluşup İmam’a (a.s) karşı ortak bir cephe oluşturuyorlar. İlginç olan bu üçü de daha önce ısrarla Osman b. Affan’ın bertaraf edilmesini istiyorlardı. Şimdi ise Osman’ın öldürülüşünü bahane ederek İmam’ın (a.s) hilafetine karşı bayrak açmışlardı…

            Aişe validemiz Osman öldürüldükten sonra İmâm Ali’nin (a.s) halife seçildiğini öğrenince, “Osman mazlum olarak öldürüldü, onun kanının hesabı sorulmalı“ demeye başlıyor. Ubeyd  ise ona “Neden kanını arıyorsun? Osman’ın yanlış uygulamalara giriştiğini ve yoldan inhiraf ettiğini söyleyen ve ‘Şu yaşlı bunağı öldürün o küfre girdi‘ diyen sen değilmiydin?“  diyerek Aişe‘nin çelişkili tavrını ortaya koyuyordu…

            Bilindiği üzere Mekke fethedilmeden önceki savaşlarda , İmâm Ali (a.s) tarafından öldürülen Mekkeli birçok müşrik vardı. Bunların yakınları Mekke’nin fethinden sonra  Müslüman olmalarına rağmen İmâm’ı (a.s) hazzetmiyorlardı. Ve hatta içlerinde kendisine karşı kin ve nefret  duyanlar vardı. Bu yüzden Talha ve Zübeyir’in menfi propagandaları bir hayli tesirli olmuş ve kendilerine oldukça taraftar bulmuşlardı. 

            Talha b. Ubeydulla, Zübeyir b. Avvam, Osman’ın kuzeni ve damadı Mervan b. Hakem ve Velid b. Utbe’den oluşan “şer ittifakı“ Aişe validemizin de katkılarıyla günlerce yaptıkları fitne tellallığı sonucu kamuoyu oluşturarak  İmam’a (a.s) karşı savaş kararı almışlardı. Yine günler süren techizat  temini ve savaş hazırlığı derken oluşturdukları ordu ile kısa bir süre içerisinde Basra’ya doğru yola koyulmuşlardı bile…

            Basra’ya yönelmelerinin nedeni orada da oldukça taraftar ve müttefiklerinin olmasıydı. Basra’ya vardıklarında kendilerini karşılayanlar olduğu gibi ard niyetlerini bilenler ise karşı koymuşlardı. Basra valisi Osman b. Huneyf’in ikamet ettiği eve yapılan baskın ve çıkan çatışmada birçok insan öldürülmüştü. Rivayetlere göre esir alınan valinin kaş ve kirpiklerine varasıya dek saçını sakalını yolarak işkence yapmışlardı. 

            Öte yandan İmâm Ali (a.s) Mekke’deki bu muhalif  (karşı-devrim)hareketin kendisiyle savaşmak maksadıyla Basra’ya doğru yola çıktıklarını haber alıyor.. İmâm (a.s), sulh yapmak ve fitne ateşini söndürmek maksadıyla hemen harekete geçip yârenlarindan dört  yüz dolayında kişiyle birlikte Basra’ya doğru yola çıkıyor. Şehre  yaklaştığında isyancılara elçiler gönderip sulh talebinde bulunuyor.

            “Mü’min kardeşlerinizin arasında uzlaştırıcı-uzlaşıcı olun..” (Hucurat:10)

             Bilahare İmâm (a.s), muârızlarıyla bizzat görüşüp savaş çıkmaması için yoğun bir çaba sarf ediyor.

            “Ey iman edenler topluca barışa yönelin..” (Bakara:208)

 Ve o gece yaptığı müzâkere ve kendilerine yönelik nasihatin fayda vereceği umuduyla yanlarından ayrılıyor. Çünkü zahiren ikna olmuş ve İmâm’ın (a.s) barış talebini kabul etmiş  gözüküyorlardı.

             Ancak İmâm’ın (a.s) tüm iyi niyetli ve barışçıl çabası karşı tarafın ikna olmasına yetmemişti. Zira gecenin karanlığını fırsat bilen bir grup İmâm’ın (a.s) yârenlerine ani bir hamle yapıp saldırıya geçiyorlar.  Tarih hicretin 36. yılının Cemâziyelâhir ayı idi. Tarihî metinlerde “Nakisin Savaşı” (biatlerini bozanların savaşı), olarak ifade edilen bu harb aynı zamanda “Cemel Savaşı” olarak da anılmaktadır. Zira Aişe validemiz tahtırevan içerisinde bir deve ile bu savaşa öncülük etmekte idi.

            Anti parantez hemen şunu da belirtmiş olalım :“Cemel Savaşı” ile ilgili Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.a) bir hadisi mucizevî bir şekilde  tahakkuk etmişti. Öyle ki, bir gün Allah Resulü (s.a.a) eşlerini uyararak, “Hanımlarımdan biri Allah’ın emrinden çıkarak deve ile bir savaşa gidecek ve yolculuğu esnasında “Hav’eb” suyundan geçerken köpekler ona saldırıp havlayacaklar. Ya Aişe sakın o sen olmayasın?” diye buyurdular. Nitekim bu olay vuku bulduğunda Aişe validemiz söz konusu hadisi hatırlayıp Talha ve Zübeyir’e geçtikleri yerin “Hav’eb” olup olmadığını sormuş ve Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.a) hadisini onlara da aktarmış. Ancak onlar geçmekte oldukları yerin “Hav’eb” olmadığını söyleyerek  Aişe validemizin yola devam etmesini sağlamışlar.

            Sonuçta ne İmâm Ali’nin (a.s) nasihatleri dinlenmiş ve ne de Sevgili Peygamberimiz ‘in(s.a.a) yıllar öncesinden yapmış olduğu ikaz kaale alınmış.

            “Nasihatleri ne kadar umursamazsanız kendinize ve yanınızdakilere o kadar zarar vermiş olursunuz” özlü sözü hatırlamamak ne mümkün!

Oysa, o İmâm (a.s),  Allah Subhânehu ve Teâlâ ’nın kendilerine itaati n farz kıldığı kimselerden idi. Değil savaş açmak, ona ihtirâm göstermek farz kızgın bakmak ise haramdı..

            “Yaşayan-mücessem Kur’an görmek isteyen Ali’ye baksın.” (Hadis)         

            Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.a) bu hadis-i şerifine istinaden ifade etmek istediğimiz o ki, İmâm Ali’ye (a.s) savaş açmak, Kur’an’a savaş açmaktır... Şu halde bu cürüm hiçbir mazeretle tevil edilemez.

            Hakezâ, İslâm insan hayatını teminat altına almak için inzâl olmuş bir dindir. Allah Sûbhanehu ve Teâlâ insan hayatının dokunulmazlığına öylesine önem vermiş, öylesine bir kutsiyet atfetmiş ki, suçsuz bir insanın öldürülmesini, bütün insanların öldürülmesine eş değer (denk) bir cürüm olarak görmüş. (Mâide:32) Ancak değil bir kişi, binlerce suçsuz insan kılıçtan geçiriliyor. (Bu ne cüret Ya Rabbi!)

            Onlar ki, İmâm Ali’nin (a.s) canına kast ederek yollara düştüler,  Basra’yı ele geçirmeye kalktılar, valiye işkence yapıp kendilerine karşı gelenleri kılıçtan geçirdiler. Buna rağmen İmâm (a.s), daha fazla kan dökülmemesi ve savaş patlak vermemesi için onlara barış elçisi gönderiyor. Ardından bizzat kendisi görüşmelerde bulunuyor. Onlarla müzâkereye oturuyor. “Gelin kan dökmekten vazgeçin” diye yalvarıp yakarıyor, nasihatlerde bulunuyor.  İkna oldular umuduyla yanlarından ayrılıyor.  Ancak ne yazık ki, yürekleri kararmış kişiler tıpkı cahiliye döneminde olduğu gibi gecenin karanlığını fırsat bilip kıyım ve katliâma girişiyor. 

            “Cahiliye döneminde olduğu gibi benden sonra sakın ola ki birbirinizin boynunu vurmayın.” (Hadis)

            Dinlemediler!

            Sonuçta, İmâm Ali (a.s) yârenleriyle birlikte bu haddi aşıp katliâma girişen güruha “dur” demek zorundaydı.

            “Husûmet sadece zulüm yapanlara ve haddi aşanlaradır.” (Bakara:193)

            Alemlerin Rabbi olan Allah Sûbhanehu ve Teâlâ’ya özgürlük ortamında ve huzur içerisinde kulluk sunulması ve insanlerın barış ve güvenlik içerisinde yaşamalarının teminat altına alınması fitnnin bertaraf edilmesini zorunlu kılmaktadır. İslâm’ın hedefi ve öncül amacı budur. Az önce söz konusu ettiğimiz ayetin baş tarafında belirtildiği üzere “Din hükümlerinin Allah adına tatbik edilmesi” bu amaca matuftur. Şeriatın pratize edilmesi İlâhî bir misyon olarak Sevgili Peygamberimiz’e (s.a.a) ve Resulullah’tan sonra mutahhar Ehl-i Beyt  imâmlarına tevdi edilmiş bulunmaktadır. Sünni dünyaya göre ise Peygamberimiz’den (s.a.a) sonra halkın biat ettiği herhangi bir kişi olması yeterlidir. Şu halde İmâm Ali (a.s) için her iki durum söz konusudur. Yani İmâm’ın meşruiyeti Sünni kardeşlerimiz tarafındanda teyid edilmektedir. Zira 25 yıl aradan sonra da olsa halk kendisine biat etmiş bulunmaktadır. Hâl böyle iken toplumsal düzenin tanzim edilmesi görevinin Ali (a.s) gibi ümmet nezdindeki rütbesi, makamı ve mevkiî herkesce malûm olan velâyet sahibi bir İmâm’a tevdi edilmiş olmasını hazmedemeyip savaşa girişmek ne ile izah edilebilir?

            “Ali hak iledir, hak Ali iledir. Ali ne tarafa yönelse hak o taraftadır.”(Hadis)

            Bu hadis aynı zamanda İmâm Ali’nin (a.s) mutahhar oluşunu da teyid ve tescil etmektedir.

            “Ya Ali, ben seni, kendimle ümmetim arasında açık bir alâmet ve nişane kıldım. Benden sonra vasim sensin, ul’ûl emr sensin.” (Hadis)

            “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve sizden olan ul’ûl emre de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve Resulüne döndürün. Şayet Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.” (Nisa:59)

            Ancak tüm bu ikazlara rağmen“Kim Allah’ın emirlerini çiğnerse kendisine yazık etmiş olur.” (Talâk:1)

            “Ey  peygamberin hanımları siz diğer kadınlar gibi değilsiniz.. Evlerinizde vakarla oturunuz..”(Ahzâb:32-33)

            Neticede “Cemel Savaşı” Aişe validemiz ve taraftarlarının hezimetiyle sonuçlanmıştı. Bu savaşın akabinde İmâm Ali (a.s) Basra’ya girmeden önce yârenlerine “yağmadan sakınmalarını ve kimseye dokunmamalarını” emreder. Ayrıca genel af ilan ederek kimseye esir muamelesi yapılmayacağını bildirir. Bu konuda itirazda bulunanlar olunca İmam (a.s), “Ümmül-müminin’in  hanginizin hissesine düşmesine razı olursunuz?”  sorusu üzerine herkes başını önüne eğip sükût eder.

              İmâm Ali (a.s) kendi yârenlerinden olan Muhammed b. Ebu Bekir’i Aişe validemizi Medine’ye götürmesi için görevlendirir. Ayrıca İmâm (a.s),  Aişe validemize ihtirâm göstererek birkaç kadının da yolculuk esnasında kendisine refakat etmesini sağlar...

            “Cemel Vakası” İslâm ümmeti içerisinde ilk kez vuku bulmuş bir karşı-devrim savaşıdır.  Bu savaş meşru olan bir İmâm’a yönelik yapılmış haksız bir baş kaldırı olduğu için kebahir bir cürümdür. Bu durum aynı zamanda Sıffin Savaşı’na ve oradan Nehrevan ayaklanmasına da kapı açmıştır.

            Cemel Savaşı’nda bir rivayete göre on bin , bir başka rivayette on üç bin kişinin öldüğü aktarılmakta.  Talha ve Zübeyir’de ölenler arasındaydı. 

            Öyle ki, İmâm Ali (a.s) savaş esnasında Zübeyir’le karşılaşınca ona Resulullah’ın (s.a.a) gelecekten haber veren bir mucizesini hatırlatır: “Ey Zübeyir sana birşey hatırlatmak istiyorum, bir gün Allah Resulü’nün (s.a.a) yanında beni eleştiriyordun,  Allah Resulü (s.a.a) seni uyarıp haksızlığını dile getirmiş ve ardından “Ya Zübeyir bir gün gelecek haksız olarak Ali’ye karşı savaşacaksın” demişti. Hatırlıyor musun?” Bunu duyan Zübeyir, Allah’a yemin ederek hatırladığını söyler ve savaşmayı bırakıp oradan uzaklaşmaya başlar.  Ancak kendi cenahından biri arkasından yetişip döneklik ithamında bulunarak onu öldürür. Talha’yı ise aralarında çıkan tartışmadan dolayı Mervan b. Hakem’in öldürdüğü rivayet edilmekte...

            Basra’da sükûnet sağlandıktan sonra İmâm Ali (a.s) stratejik olarak daha uygun olması hasebiyle hicretin 36. yılının Recep ayında Kufe şehrine döner ve orasını hükümetinin merkezi yapar. Ancak İmâm Ali’nin (a.s) sıkıntı ve meşakkatleri burada da sona ermez. Zira valilikten azletmiş olduğu Muaviye’nin kendisiyle savaşmak için Şam’da büyük bir ordu hazırlamakta olduğunun haberini alır. (Sûbhan Allah, nedir bu İmâm’ın başına gelenler?)

            İmâm (a.s) bir musibeti bertaraf etmişken, şimdi bir başka musibet üzerine gelmektedir!

            “Ya Ali, ben insanlarla Kur’an’ın tenzili cihetiyle savaşmıştım. Sen ise Kur’an’ın tefsiri ve tevili hususunda savaşacaksın.” (Hadis) 

 

            Evet; Tevhid ve nübüvvetten sonra Kur’an’ın en büyük beyânı İmâm Ali’nin (a.s) velyâtidir.  Keşke anlasalardı! Anlamadılar ve onunla savaşa giriştiler!

 

 

 

 

     
Paylaşım
Yazdır Yorum Yaz Yorumlar 2 Yorum
Diğer İlgili Başlıklar
TARİH VE AKIL HAKEMLİĞİNDE SAHABE 11-03-2012 tarihinde eklendi
CEMEL VAKASI (NAKİSİN SAVAŞI) 20-02-2012 tarihinde eklendi
HZ.ALİ DÖNEMİ-1- 26-12-2011 tarihinde eklendi
ÜÇÜNCÜ HALİFE DÖNEMİ 09-12-2011 tarihinde eklendi
KERBELA KIYAMINA ORTAM HAZIRLAYAN İNHİRAF 04-12-2011 tarihinde eklendi
HIRRE FACİASINDA İMAMET AİLESİNİN DOKUNULMAZLIĞI 29-11-2011 tarihinde eklendi
HÜSEYNÎ KIYAMI YAŞATAN UNSURLAR 29-11-2011 tarihinde eklendi
KERBELA BİR MEKTEPTİR 29-11-2011 tarihinde eklendi
HUSEYNİ KIYAMIN MAHİYETİ 29-11-2011 tarihinde eklendi
PEYGAMBERİ EKREM (S.A.A)İN GADİR-İ HUMDA OKUDUĞU HUTBENİN TAM METNİ 15-11-2011 tarihinde eklendi
GADİR-İ HUM OLAYI 01-11-2011 tarihinde eklendi
ALLAME MURTAZA ASKERİ İLE GADİR-İ HUM HADİSİ HAKKINDA BİR RÖPORTAJ 31-10-2011 tarihinde eklendi
İMAM HASAN(A.S) İLE MUAVİYE ARASINDA GEÇEN TAKTİK SAVAŞ 31-10-2011 tarihinde eklendi
İKİNCİ HALİFE DÖNEMİ 30-10-2011 tarihinde eklendi
1. HALİFE DÖNEMİNE KISA BİR BAKIŞ 03-10-2011 tarihinde eklendi
KUR'ANÎ KAVRAMLARI SAPTIRMAK İÇİN GÖSTERİLEN ÇABALAR 28-09-2011 tarihinde eklendi
GADİR-İ HUM HADİSİ VE HZ. ALİ (A.S.) 28-09-2011 tarihinde eklendi
EHL-İ BEYT'İ (A.S.) TANIMANIN GEREKLİLİĞİ 25-09-2011 tarihinde eklendi
KUR'AN'IN TAHRİFİ İFTİRASI 25-09-2011 tarihinde eklendi
EHLİ BEYT İMAMLARININ (A.S) YAŞAMINDA MÜCADELE UNSURU (1) 24-09-2011 tarihinde eklendi
Üyelik

Kullanıcı Adı :
Şifre :
 
Yeni Üyelik Şifremi Unuttum
Duyurular
En Çok
Okunanlar İzlenenler
Anket
Sitemizi yeterli buldunuzmu ?
Evet
Hayır
Daha İyi Olabilir
Rast Düşünce ® 2010 - 2011
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım