BİSM-İ REBBİŞŞUHEDA VESSİDDİKİN
Resulullah vefatından önce şöyle buyurdu:”Ölümüm yakındır, yakında vefat edeceğim ebedi mülk-u mekânıma koşacağım. Ama bu ahiret yolculuğuma çıkmadan önce Rabbimin kesin bir emrini vasiyetim olarak sizlere iletmek istiyorum.
“İn huve illa vehyun yuha”. 23 yıl zahmet çekmiş, İşkenceler görmüştür, onca insanı rabbin yoluna davet etmişti O yüce resul (s.a.a) Acaba ümmeti başıboş, sahipsiz bırakıp gidecek miydi? Bir çobanın sürüsüne yapmayacağını o ümmetine mi yapacaktı? Sıradan bir çoban bile bunu sürüsüne yapmayacağına göre, yüce Resul da bunu ümmetine yapmayacaktı. Ümmetini sahipsiz ve başıboş bırakmayacaktı.
Resul-i Kibriya (s.a.a) Hz. Hatice’den kalan serveti din yolunda harcadı. Canını, malını ve her şeyini İslam’ın İlerlemesi ve tüm dünyaya yayılması için adamıştı, temkinli olmalıydı.O yüce insan, ümmeti kendisi kadar düşünen ve onlara kıyamete kadar ışık tutacak, hidayet meşalesi olacak birilerine emanet etmeliydi. Yoksa bütün zahmetleri boşa gitmiş olacaktı.
Acaba o birileri kimdi?
Resulullah’ın (s.a.a) peygamberlerin sonuncusu olması itibariyle hitabı, bütün zamanlar, asırlar, insanlar ve topluluklar içindir. Resul-i Kibriya (s.a.a) şöyle buyurdu: ”Ben aranızdan göçüp gidiyorum, ama size çok önemli ve değerli iki emanet bırakıyorum. Bu iki emanetime sahip çıkın, ondan ayrılmayın… Bu iki emanetimden birisi Kuran’dır, diğeriyse itretim, Ehl-i Beyt’imdir’’ (Bu ikisi asla birbirinden ayrılmaz, sizde onların birine sahip çıkıp diğerinden ayrılmayın.)
Yani eğer siz bu iki emanetime sahip çıkarsanız, himayeniz altına alırsanız, onları korursanız, bu iki emanetim de sizi korur. Asla sapkınlığa düşmezsiniz, doğru yolu size gösterir, yolunuza ışık tutar, hidayet meşaleniz olurlar. Hak ve doğru yoldan hiçbir zaman şaşmazsınız, sapmazsınız.
Değerli müminler! Bu gün, bu soğukta, karda, kışta burada toplanmamızın nedeni peygamberimizin bize emanet bıraktığı Ehl-i Beyt’ine ve Ehl-i Beyt’inden olan şehitlerin efendisi, cennet gençlerinin efendisi, Resulullah’ın bedeninin parçası, Hz. Ali (a.s) ve Hz. Zehra’nın (s.a) oğulları Hz. İmam Hüseyin’dir. Bu gün bizi burada bir araya getiren onun şahadetidir.
Değerli Müslüman kardeşlerim ve Ehl-i Beyt dostları! İslam dünyası karanlık ve puslu bir dönem geçiriyordu. O dönemde yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya gelmişti. Çünkü Peygamberin (s.a.a) kürsüsü, hilafet makamı. Ümeyye’nin ve Ebu Süfyan’ın soyunun eline düşmüştü. Ebü Süfyan’ın oğlu Muaviye dine sayısızca bidat katmıştı. Cuma günü yerine çarşamba günü, sarhoş ve sızmış bir halde cuma namazını kıldırması bunlardan sadece biriydi. O Peygamberin (s.a.a) minber ve kürsüsünden, her namazdan sonra peygamberin (s.a.a) emaneti ve Ehl-i Beyt’inden olan Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) babası Hz. İmam Ali’ye (s.a) küfürler ve lanetler okudu ve okutturdu. Bu bidati, Sünnet-i Hasana göstererek temelini attı.
Yüz yıla yakın müslümanların camisinde Hz .İmam Ali’ye lanet okundu. Kendisinden sonra hilafet makamını oğlu Yezide devretti. Yezit ise günün çoğunu sarhoştu, ayık olduğundaysa zamanının çoğunu ayyaşlıkla, köpek ve maymunlarla oynayarak geçirirdi. Uzun lafın kısası Müslümanların halifesi ve lideri işte bu Yezit olacak ve Müslümanları o yönetecekti.
İmam Hüseyin (a.s) bir şeyler yapmalıydı, çünkü dedesi Resulullah’ ın dini yok oluyordu, işte bu karanlık ve puslu dönemde, İmam Hüseyin insanlık tarihinin en büyük kıyamını başlattı. Ümeyye oğulları tarafından kurutulmaya, yok edilmeğe yüz tutmuş gencecik İslam fidanını kendi canını, canlarının canını, hatta altı aylık yavrusunu kurban vererek kanlarıyla suladılar, ona yeniden hayat verdiler, onu canlandırdılar.
Eğer İmam Hüseyin kıyam etmeseydi İslam adında bir din kalmayacaktı. İslam tarihin mezarlığına gömülecekti. Belki de şu an bizler bir Yahudi veya bir Hıristiyan veya bir dinsiz olacaktık. İşte bu yüzden İslam dünyasının, dünya Müslümanlarının İmam Hüseyin’e kan, can ve evlat borcu vardır. Çünkü İmam Hüseyin kendi ve çocuklarının kanını, Müslümanların dinini kurtarmak için verdi. Candan geçti, baştan geçti, evladından geçti, yeter ki din kurtulsun dedi, “Eğer ceddimin dini benim şahadetimle ayakta kalacaksa ey kılıçlar alın beni aranıza, doğrayın” dedi.
Değerli emanetçiler! resulullah’ın (s.a.a) bize emaneti olan İmam Hüseyin’e (a.s) sahip çıkanlar! Bu Hüseyin kimdir? Bir buçuk milyar Müslüman’ın peygamberinin torunu ve onun bize emanet ettiği Ehl-i Beyti’nden biridir O. Bütün Müslümanlar (sadece Şialar değil) bu emanete yani İmam Hüseyin’e sahip çıkmalıdır. Hem İmam Hüseyin’e kan, can ve evlat borcu vardır Müslümanların.
Burada bazı Müslüman kardeşlerime biraz sitemde bulunmak istiyorum. Neden (Şia’nın dışında) resulullah’ın bizlere emanet ettiği ehl-i beyti ve Ehli Beyti’nden olan, resulullah’ın bu gülünden ve bedeninin parçasından (birkaç hadis dışında) söz edilmiyor? Neden Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan peygamberin omzundan aşağı indirilmiyor? Bu Hüseyin hiç büyümedi mi? Dedesinin hadislerini duymadı mı? İlim şehrinin kapısı, babası Hz. Ali’nin ilminden hiçbir şey öğrenmedi mi? Yanında savaşlara katılmadı mı? On yılı Hz. Hasan’la geçmedi mi? Annesi Fatima-tu Zehra’dan hiçbir şey öğrenmedi mi? Dedesi resulullah’tan (s.a.a) babası Aliden (a.s) annesi Fatıma’dan (a.s) hiç hadis nakletmedi mi? Medine’den Mekke’ye Mekke’den Kerbela’ya giderken hiç hutbe okumadı mı?
Bir de İmam Hüseyini, çocuklarını ve yetmiş iki vefalı yarenini vahşice ve hunharca katledenlere “Hazret” diyenler var nedir bunun anlamı? Varsa bir açıklaması söylesinler. Allah aşkına altı aylık yavruya bile su vermediler. Zaten susuzluktan ölecekti, ama bununla da yetinmediler, vahşice üç uçlu, hem de zehirli okla babasının kucağındayken o küçücük boğazına nişan aldılar. Ok İki kulak arasını adeta yırttı, ufacık kafasını kopardı. Tabir şudur; “Hermele’nin oku, Ali Esğer’in boğazını zibh etti” yani kesti ve kopardı. Babasının elleri, kolları ve göğsü kanlar içinde kaldı. Elini boğazının altına tuttu, avucu yavrusunun kanıyla doldu, sonra o kanı gökyüzüne serperek şöyle dedi: “Rabbim, bu küçük kurbanı kabul eyle” Bu Kerbela’da yaşanan vahşetin milyonda biri bile değildir.
Değerli müminler ve Müslüman kardeşlerim! Soruyorum neden bu vahşete ruhsat verenlere, bu katliamı yaptıranlara Hz. makamı yakıştırılıyor ve onlara saygı duyuluyor?
Hz. Muaviye! Ali radiyallah’a lanet okuttuğun için, Sarhoş ve sızmış bir şekilde cuma namazını cuma günü yerine çarşamba günü kıldırdığın, Katlettiğin Müslümanlar ve koyduğun nice bidatler için sana teşekkür ediyoruz. Eline, koluna ve diline sağlık, bu yaptıklarından dolayı sana minnettarız. Acaba ona Hz. demenin bundan başka bir açıklaması var mıdır? O ashaptandır, dokunulmazlığı vardır derseniz, Ebu Cehil de Ebu leheb de ashaptandır çünkü onlar da peygamberi gördüler o zaman onlara da Hz. diyelim? Deriz.
Hz. Yezit! İnsanlık tarihinde bir eşi ve benzeri daha bulunmayan bir cinayet İşlediğin için, hunharca ve vahşice bir katliam gerçekleştirdiğin için, peygamberimizin emaneti olan Hüseyin’i, çocuklarını ve yarenlerini katlettiğin için sana minnettarız, eline sağlık, bundan dolayı seni saygıyla anıyor ve sana Hz. Demeyi yakıştırıyoruz.
Acaba hazreti onlara yakıştırmanın bundan başka bir açıklaması olabilir mi?
Bir de Muharrem ayının 10.Gününde (Aşura günü) tarihin en büyük olayı Kerbela’da yaşanmıştır. ResuluIlah’ın sahip çıkılması gereken emaneti, hidayet meşalesi, ve ehl-i beyt’ten biri olan Hz. İmam Hüseyin, (a.s) çocukları ve ashabının din uğruna canlarını feda ettikleri gün yani Aşura günü hiçte olduğu gibi anlatılmamaktadır. İşte neymiş, Aşura günü Hz. İbrahim ateşten kurtulmuş ya da Hz. Yunus balığın karnından çıkmış, ya da Hz. İsa çarmıhtan kurtulup göklere çıkmış vs.
Yüce peygamberimizin emanetlerine, ehl-i beyt’ine, İmam Hüseyne sahip çıkan değerli emanetçi kardeşlerim! Bu insafsızlık değil mi? Bu vicdansızlık değil mi? Asıl Hüseyni kıyam kalmış bir kenarda, ondan söz bile edilmiyor, siz nelerden bahsediyorsunuz!! Sizce bu, Hüseyni kıyam ve kutsal amacına gölge düşürmek değil mi? Neden Aşura’nın “aşure tatlısı” yendiği gün değil de hangi gün olduğu ve o günde yaşananlar anlatılmıyor? Neden Hüseyni kıyamın İslam dünyasına, dünya Müslümanlarına verdiği mesajlar duyurulmuyor? Medine’den Mekke’ye Mekke’den Kerbela’ya kadar her bir adımda insanlık dersi var. Aşura’nın her dakikasında, Kerbela’nın her karışında, insanlar ve Müslümanlar için dersler var. Şahadetinden sonrada mazlumsun sen ey Huseyn!
Kerbeladan bütün asırlara fedakarlık dersi, din uğruna gerekirse canını, malını, evladını ve bütün sevdiklerini ver mesajı verilmiştir.
İmam Hüseyin buyuruyor ki; “Kıyamımın sebeplerinden biri iyiliklere emretmek kötülüklerden sakındırmaktır. Görmüyor musunuz hakka uyulmuyor, batıla karşı çıkılmıyor. Ben kanımın akıtılması pahasına emr-i bil maruh ve nahy-i anil münker (iyiliklere emretme ve kötülüklerden sakındırma) yapmağa kararlıyım.” İmam Hüseynin bu sözü bize ders değil mi?
Kerbela’da vefanın en büyük örneği İmam Hüseynin kardeşi Hz. Ebulfazl değil mi? O Fırat nehrine vardığında suyu içmedi geri döktü. “Mevlam Hüseyin ve çocukları susuzken ben bu sudan içemem” dedi ve susuz bir şekilde su tulumunu doldurup çadırlarda ki susuzlara ulaştırmak için geri döndü, kollarını, canını feda etti. Bu Bizler için vefa dersi değil mi?
İmam Hüseyin’in Kerbela’dan dünya Müslümanlarına bir başka mesajı da şöyledir: “Misli la yübayiu misleh ” İmam Hüseyin; “Ben Yezid’e biat etmem” demiyor, şöyle buyuruyor: “Benim gibi biri, Yezit gibi birine biat etmez.” Yani, tarih boyunca hakla batıl arasında hep savaş olmuştur ve bu böyle devam edecektir. Benim çizgimde olanlar hiçbir zaman Yezit’in çizgisinde olanlara biat etmez, batıla boyun eğmez.
İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehit düştüğü “Katligâh” dediğimiz yerden düşman askerlerine en son dediği söz şuydu: “Çadırlara saldırmayın, o kadınlar ,o çocuklar benim namusumdur. Namusuma saygısızlık etmeyin. Eğer dininiz yoksa hür insanlar olun.“ Namusumuzu korumamız ve bu konuda çok hassas olmamız yönünde bize mesaj değil mi?
İmam Hüseyin Aşura günü savaşın ortasında öğlen namazını hem de cemaatle kıldı. Ashap iki gruba ayrıldı bir grup imamın önünde etten duvar ördü, kalkan oluşturdu, diğer grup ise İmama bağlanarak namazını kıldı. Namazlarını bitiren grup diğerleriyle yer değiştirdi. Bu esnada bir kaçı şehit düştü. İmam Hüseyin (a.s) bize, bir şey anlatmağa çalışıyor, diyor ki ; Ben bu namaz için kıyam ettim , bu namazı kılabilmek için savaşıyorum sizde namaza önem verin.
Şimdiye kadar bazı aksaklıklar ve düzensizlikler nedeniyle Aşura merasiminden sonra camilere koşup Mevlamız İmam Hüseyin gibi namazımızı cemaatle kılamadık, ama umuyoruz ki bunun için bir tertip komitesi oluşturulur, bir düzenleme getirilir. Ümit ederiz ki önümüzdeki Aşuralarda merasimler, cemaat namazlarına yetişecek şekilde programlanır.
İmam Hüseynin dünya Müslümanlarına, hatta tüm insanlığa bir mesajı da şudur:” Heyhat minnezzilleh” (Zillet bizden uzaktır) Kerbela’da İmam Hüseyin’in bedeni oklarla, kılıçlarla, mızraklarla, taşlarla ve atların ayaklarının altında ezilerek paramparça oldu, ama İzzet ve onuruna leke sürdürmedi, zalimlere asla boyun eğmedi,“zalime boyun eğmek bizden uzaktı” dedi. Eğer dünya Müslümanları başta Amerika ve İsrailin uşaklığını yapan Suudi Arabistan ve bazı Müslüman Arap ülkeleri imam Hüseyin’in Kerbelasından gelen bu mesaja kulak assaydılar, şimdi Filistin’de, Lübnan’da, Bahreyn’de durum böyle mi olurdu? Yuh olsun Arap Birliği’nize, Yuh olsun İslam Konferansı Örgütü’nüze, Gazze’de ve diğer Müslüman ülkelerde cereyan eden katliam karşısında takındığınız tavırlarınızdan dolayı yuh olsun size! Eğer Resul’ün bu emanetine sahip çıksaydınız, onun ‘’Zillet bizden uzaktır’’ mesajına kulak assaydınız, zalimlere boyun eğmeseydiniz, kendi rahatlığınız ve çıkarlarınız için ABD, İngiltere ve kanserli ur Siyonist İsrail’le anlaşma yapmasaydınız, bu gün Gazze’ Irak, Bahreyn ve diğer İslam ülkelerinde bu katliamlar yaşanmazdı.
Allah’ın selamı, rahmeti ve mağfireti üzerinize olsun, birlik ve beraberlik içerisinde olun. (Salavat ela Muhammed ve Âl-i Muhammed)
07/01/2009 -Aşura Iğdır- Cafer Sadık Yucal