"Kalp" kelimesi, Kur'ân-ı Kerim ve hadislerde sıkça vurgulanan ve İslamî literatürde çok özel bir yer kazanan terimlerden biridir. Peki, Kur’an ve hadislerde özellikle üzerinde durularak kalp terimiyle ifade edilen şeyden ne kastedilmektedir? Acaba vücudun sol tarafında yer alan ve devamlı atışıyla kanı insan vücudundaki organlara pompalayarak hayvani hayatın devamlılığını sağlayan bildiğimiz bu bir yumruk büyüklüğündeki kaslardan oluşan et parçasından mı söz edilmektedir? İslami literatürden azıcık haberdar olan bir kimse, Kur'an ve hadislerde sözü edilen kalpten bu et parçacığının kastedilmediğini açıkça bilmektedir. Çünkü bilinen et parçasının görev ve fonksiyonu fiziki bir eylem iken, Kuran-ı Kerim ve hadis konusu ettikleri kalbe tamamıyla manevi bir misyon ve fonksiyon yüklediklerini görmekteyiz.
Bu hususta Kur'an-ı Kerim'den birkaç örnek vermek istersek şu mevzulara işaret edebiliriz:
Akıl erdirme ve zihnen kavrama: "Hiç yeryüzünde gezipdolaşmadı lar mı ki; onların kendisiyle akledecekleri kalpleri olsun..."1
Akıl erdirememe ve kavrayamama: "Kalpleri vardır, onunla anlayamazlar; gözleri vardır, onunla göremezler, kulakları vardır onunla işitemezler."2 Aynca: "...Onların kalpleri mühürlenmiştir.Bundan dolayı kavrayıp anlayamazlar."3
İman:"...Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) onların kalpler yazmış ve onları katından bir ruh ile desteklemiştir... "4
Kâfirlik ve imansızlık: "Ahirete inanmayanlar var ya, onların kalpleri inkâradır ve kendileri de böbürlenen kimselerdir."5Başka bir ayette "Onlar (kâfirler), Allah'ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerinimühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar da onların ta kendileridir." 6
Nifak: "Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haberverecek birsurenin aleyhlerine inmesinden çekiniyorlar.'"7
Hidayete kavuşmak: "Kim Allah'a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Allah her şeyi bilir."8Başka bir ayette: Hiç şüphesiz bunda (geçmişlerihelak etmekte) kalbi olan veya bir şahid olarak kulak veren kimse için elbette bir öğüt (zikir) vardır."?
Gaflet: “…Kalbini bizi zikretmekten gafletedüşürdüğümüz ve istek ve (hevasına) uymuş olana itaat etme."10
Emniyetve Huzur: "Bilesiniz ki; kalpler yalnız Allah'ı anmakta huzur bulur.11 Bir başka ayette: "Müminlerin kalplerine; imanlarına iman katıp artırsınlar diye, güven duygusu ve huzur indiren O'dur."12
Izdırapve kuşku: "Senden, yalnızca Allah a ve Ahiret gününe inanmayan, kalpleri kuşkuya kapılıp da kuşkularında kararsızlığa düşenler izin ister.13
Şefkat vemerhamet:"Ve onu isteyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık..." 14
"O, seni yardımıyla ve müminlerle destekledi ve onların kalplerini uzlaştırdı."15
Kabalık ve katı yüreklilik: "Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar çevrenden dağılır giderlerdi."16
Bu zikrettiğimiz örneklerde de görüldüğü üzere, kalp Kur'ân'da çok seçkin bir yere oturtulmuş ve nefsanî işlerin birçoğu ona nispet edilmiştir. Mesela; iman, küfür, nifak, akdetme, kavrama, kavrayamama, takva, hakkı kabul etme,hakkı kabul etmeme, hidayet, dalalet, hata, kasıtlı olma, taharet ve temizlik, pislik ve kirlilik, yumuşaklık, kabalık, ülfet, zikir, gaflet, korku, öfke, tereddüt, kuşku, şüphe, merhamet, katı kalplilik, hasret, huzur, kibir, isyan ve sarsılma gibi manevi boyutu olan eylem ve özellikler, kalbin eylem ve özellikleri olarak sıralanmıştır.
Biyolojide söz konusu edilen "kalp", elbette ki bu eserlerin kaynağı değildir ve olamaz da; bu eserler, nefsin ve ruhun ortaya koyduğu eserlerdir. Buna dayanarak, kalp insanın insanlığın bağlı olduğu melekutî yani metafizik bir cevherdir denebilir.
Kalbin makamı Kur'ân'da öyle yücedir ki, "vahiy", yani insanın Allah ile tirtibatı söz konusu olduğu zaman kalp, bu bağlantının merkezi olarak tanıtılmaktadır. Allah Teâla, Hz. Resul-i Ekrem'e (s.a.a) şöyle buyuruyor: “On u, Ruh'ul Emin senin kalbine indirdi ki, uyarıcılardan olasın."17
başka biryerde de şöyle buyuruyor: "De ki, kim Cibril'e düşman ise, (bilsin ki) gerçekten Kitab'ı Allah'ın izniyle senin kabine, kendinden öncekileri (önceden indirilen kitapları) doğrulayıcı, bir hidayet rehberi ve müjdeci olarak indiren O’dur.”18
Kalbin makamı Kur'ân'da öyle yücedir ki, insan o makamda vahiy meleğini görebilir sözlerini işitebilir.
Allah Teala şöyle buyuryor: "Böylece, O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti, gördüğünü gönül yalanlamadı."19
KALBİN SAĞLIK VE HASTALIĞI
Hayatımız, ruha; başka bir tabirle de kalbe bağlıdır; vücudu idare eden n uzuvlar ve organlar onun emri altındadır, bütün davranışlarımız, fiil ve aksülamellerimiz ondan kaynaklanır. Bu açıdan, insanın saadet vebedbahtlığı insanın kendi ruhuna, kalbine bağlıdır denebilir.
Sonra nasıl ki, insanın fizyolojik bedeni bazen sıhhatli, bazen de hasta olursa; Kur'ân-ı Kerim ve hadisler; kalbin yani ruhun da bazen sağlıklı, bazen de hasta olduğunu vurguluyorlar. Allah Teala şöyle buyuruyor:"Ogün, ne mal fayda verir ne de evlat; ancak Allah'a selim (sağlıklı) bir kalple gelenler başka."20
Ve yine şöyle buyuruyor: "Hiç şüphesiz bunda, kalbi olan veya hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir öğüt (zikir) vardır."21
Başka bir yerde de buyuruyor ki: "Cennet çekinenlere yaklaştırılmış, onlardan uzakta değildir. İşte; "size, mabuduna tövbe eden, emri iyiden-iyiye koruyan, görmediği halde Rahman 'dan korkan ve O'na yönelmiş bir yürekle gelen kimselere vaad edilen budur"denir."22
Gördüğünüz gibi bu ayetlerde sağlık, kalbe de nispet verilmiş ve insanın uhrevi saadetinin, selim ve Allah'tan korkan bir kalple O'na dönmesine bağlı olduğu vurgulanmıştır.' Diğer taraftan, Kur'an-ı Kerim'in bazı kalpleri de hasta olarak tanıttığına şahit oluyoruz; örneğin:
'Kalplerinde hastalık vardır; Allah da hastalıklarını artırmıştır"23diyor.
Ve yine şöyle buyuruyor: "Kalplerinde hastalık olanlara gelince iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip, arttırır ve artık onlar kafir olarak ölürler."24
Diğer bir yerde ise buyuruyor ki: "Hani; münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: Allah ve Resulü bize aldanıştan başka bir şey vaad etmedi, diyorlardı."25
Ve yine şöyle buyuruyor: "Kalplerinde hastalık bulunanların; "başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün.:.."26
Bu ayetlerde küfür, nifak ve kâfirlerle dost ve arkadaş olmak kalbin hastalığı olarak tanıtılmıştır. İnsanın fiziksel bedeni gibi, kalp ve ruhunun da sağlık ve hastalığının olduğunu bildiren bu gibi ayetler ve Resulullah'tan (s.a.a) ve Masum İmamlardan (a.s) nakledilen yüzlerce hadisi “bunlardan mecazi anlam kastedilmiştir' şeklinde değerlendirmek doğru değildir. Zaten bu ayet ve hadisler bu ihtimale mahal da bırakmıyor. Velhasıl kalplerin ve nefislerin yaratıcısı olan Allah Teala, insanı ve kalbini doğru tanıyan kutlu Peygamberimiz (s.a.a.) ve masum imamlarımız (a.s) bazı kalplerin hasta olduğunu haber vermekteler. O halde kalbin hasta ve sağlıklı oluşu niçin hakikat olmasın?! İnsanı gerçek anlamda tanıyanlar; nifak, hakkı kabul etmemek, kibir, kin beslemek, öfke, ayıp aramak, başkalarını çekiştirmek, ihanet, bencillik, korku, başkalarının kötülüğünü istemek, iftira, ağzı bozukluk, gıybet, kabalık, zulmetmek, ara bozuculuk, cimrilik, hırs, kusur arama, yalan konuşma, makamperestlik, gösteriş, iki yüzlülük, hile, suizan, katı kalplilik gibi çirkin sıfatları, kalp ve ruhun hastalıkları olarak zikretmişlerdir. Böyle bir kalbe sahip olarak ölenler, Allah Teala'nın katına sağlıklı bir kalple gitmediklerinden; “ O gün ne mal fayda verir ne de evlat;ancak Allah’a selim (sağlıklı) bir kalple gelenler başka."27 ayetinin kapsamı dışında kalırlar.
Kalp ve nefsin hastalıkları küçük ve ehemmiyetsiz sayılamaz; çünkü bu hastalıklar vücut ve cismin hastalıklarından kat kat daha tehlikelidir; tedavisi daha da zordur. Cismi hastalıklarda; vücudun dengesi bozulur, ağrı, rahatsızlık duyulur ve en fazlası cismi bir organ bozularak kendi görevini yapamaz hale gelir; yada zararlı bir konum arz eder. Ancak her halükârda bu hastalıklar, sınırlı olup sadece ölünceye dek devam edebilir. Ama kalp ve nefis hastalıkları, uhrevi bedbahtlık, işkence ve azaplara sebep olur, bu azap ve acılar ise kalbin derinliklerine inerek ruhu yakar, kül eder. Bu dünyada Allah'tan gafil olan, ilahi ayet ve nişaneleri göremeyen, bir ömür dalalet,küfür ve günah içinde çırpınıp duran kalp, gerçekte kör ve karanlıktır. Kıyamette bu kör ve ışıksız haliyle mahşere çıkarılır; sonunda da acı ve zor bir hayat dışında bir şey göremez. Allah Teala şöyle buyuruyor:"Der ki: Yâ Rabbi! Beni neden haşrettin, halbuki ben görüyordum."Allah da der ki: "Sana delillerim geldi de unutuverdin onları, işte sen de tıpkı öyle bir unutulmadasın bugün."28
Ve yine şöyle buyuruyor:"Onunla akledecekleri bir akıl, işitecekleri bir kulak elde etmek için hiç mi yeryüzünde gezip dolaşmazlar? Gerçekten de gözler kör olmaz, ama gönüllerdeki can gözleri körleşir. 29 Başka bir yerde de buyuruyor ki:"Biz gece ve gündüzü, birer delil olarak yarattık, Rabbinizin lütfünü aramanız, yılların sayısını bilmeniz, hesabını anlamanız için, gecenin
karanlığını silip yerine başka bir delil olan ve her şeyi gösterip belirten gündüzü getirdik. İşte biz, her şeyi apaçık anlatmadayız. "30
V/e yine şöyle buyuruyor:"Allah, kimi doğru yola sevkederse, odur doğru yolu bulan; kimi de saptınrsa, artık onlara ıdan başka bir yardımcı bulamazsın ve biz onları, kıyamet günü, yüzükoyun olarak körve dilsiz haşrederiz, yurtları da cehennemdir; orasının ateşi yavaşladıkça alevini fazlalaştınr, yakar-yandırırız."31 Bazılan bu ayete şaşırarak şöyle diyebilirler:"Ne demek yani; kıyamette insanın batını gözü nasıl kör olacak? Bizim bu zahiri göz ve kulaktan başka da bir göz ve kulağımız mı var?!" Bu soruların cevabi; “Evet"tir. İnsanların yaratıcısı ve insanı tanıyan ilahi kimseler (peygamberler ve imamlar) insanın kalbinin ve ruhunun da göz, kulak ve dili olduğunu bildirmişlerdir, Ancak onun gözü, kulağı ve dili kendi türündendir. İnsanın nefsi, sırlarla dolu bir varlık olup kendi zatının batınında (içinde) özel bir hayatı vardır. Nefsin, kendisinin özel bir âlemi vardır. O âlemde hem nur vardır, hem de zulmet; hem sefa ve aydınlık vardır, hem de kırgınlık ve bulanıklık; hem görme ve işitme vardır, hem körlük ve sağırlık. Ancak, o âlemin nur ve zulmeti dünya alemindeki nur ve zulmet türünden değildir. Allah'a, kıyamet gününe, nübüvvete ve Kur'ân'a iman, nefis âleminin nurudur. Bunlan inkar ise, nefisin zulmetidir. Allah Teala şöyle buyuruyor:
"...Ona (Hz. Muhammed'e) inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır."32
Yine şöyle buyuruyor:"...Gerçekten size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir. "33
Başka bir yerde de şöyle buyuruyor: "Allah kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden olan bir nur üzerinde değil midir? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşanların vay hallerine. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler."34 Allah Teala, bize İslam'ın, Kuranın, imanın, İslam ahkâmı ve kanunlarının baştan başa nur olduğunu ve onları izlemenin kalbi aydınlatacağını bildirmektedir. Gerçekten de insan bunlarla bu dünyada kalbi aydınlatırsa, ahiret yurdunda da bunun sonucunu (mükâfatını) görür. Yine Allah Teala bize, küfrün, nifakın, günahın, hakka isyan etmenin zulmet ve karanlık olduğunu, bunların kalbi siyahlaştırıp bulandırdığını ve bu hatalara bulaşan insanın, bunların acı sonuç ve cezasını ahiret yurdunda göreceğini bildirmiştir. Aslında Peygamberler, halkı küfrün zulmetlerinden çıkarıp iman nuru ortamına sokmak için gönderilmişlerdir. Nitekim Allah Teâla buyuruyor ki:
"Bu, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura çıkarmak için sana indirdiğimiz bir kitaptır."35
Müminler bu dünyada iman, nefsi temizleme ve tezkiye etme, ahlakî değerler, Allah'ın zikri ve iyi amellerin nuruyla kalp ve nefislerini nurlandırırlar. Batınî göz ve kulaklarıyla hakikatleri görür, işitir ve kemal derecelerinde Allah'a yakınlığa doğru hareket ederler. Böyle nefisler, bu dünyadan göçtükleri zaman nur, mutluluk, neşe ve güzellik alıverirler ve ahiret âleminde de bu dünyada hazırladıkları nurdan faydalanırlar. Allah Teala şöyle buyuruyor:
"O gün, mümin erkeklerle mümin kadınları, nurlan önlerinde ve sağlamda aydınlatıp giderken görürsün,; (Onlara): "Bugün müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar olarak altından ırmaklar akan cennetlerdir, İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur, "(denir).36
Evet, ahiret yurdunun nuru, bu âlemde hazırlanmalıdır; bu yüzden kâfirler ve münafıklar ahiret âleminde nursuz kalırlar; Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor:
"O gün, münafık erkeklerle münafık kadınlar, müminlere derler ki: "(Ne olur) Bir göz atın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım." Onlara "arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp bulmaya çalışın", denilir..." 37
DİPNOTLAR.
----------------
1 - Hac/46
2 - Araf/179.
3 -Tevbe/87.
4 - Mücadele/22.
5 - Nahl/22.
6 - Nahl/108.
7 - Tevbe/64.
8 - Teğabun/11.
9 - Kaf/37.
10 - Kehf/28
11 -Re'd/28.
12 - Feth/4.
13 - Tevbe/45.
14 - Hadid/27.
15 - Enfal/62-63.
16 - Âl-i İmran/1559.
17 - Şuera/193,194.
18 - Bakara/97.
19- Necm/ll.
20 - Şuera/88-89.
21 - Kaf/38
22 - Kaf/31-33.
23 - Bakara/10.
24 - Tevbe/125.
25 - Ahzab/12
26 - Maide/52.
27 - Şuera/88-89
28 - Taha/125,126.
29 - Hac/46.
30 - lsrâ/12.
31 - İsrâ/97.
32 - Araf/157.
33 - Maide/15.
34 - Zumer/22. - İbrahim/l.
36 - Hadid/12.
37 - Hadid/13.