Ana Sayfa Künye İletişim Foto Galeri Ziyaretçi Yorumları Siteme Ekle
Medyalar
Miladi : 18 Mayıs 2012 Hicri : 27 Cemaziye'l-Ahir 1433
MEHDEVİYET VELAYET-İ FAKİH İRFAN İSLAM TARİHİ TEFSİR SİYASİ AKIMLAR DÜŞÜNCELER ŞAHSİYETLER GENÇLİK AHLAK KİTAP DÜNYASI
03/02/2012 - 11:14 tarihinde eklendi
RİYA KONUSUNA DİKKAT!!
Hasan KANAATLI


Bismillah…

Riya (gösteriş) öylesine sinsi bir virüstür ki çoğu kez riyakar şahısın kendisi bile amellerine, inancına ve ahlakına riya virüsünün sızdığından haberdar olamaz. Zira Şeytan ve nefsin hile ve tuzakları oldukça sinsidir! Diğer taraftan insanlık yolu da oldukça ince ve karanlıktır. İnsanı kılı kırk yararcasına araştırma yoluna gitmeyince kendisinin ne durumlarda olduğunu anlayamaz. İnsan kendisinin yaptığı tüm işlerinin Allah için olduğunu zanneder. Oysaki gerçekte yaptıkları Şeytan içindir. Diğer bir ifadeyle, insanın fıtratında nefis sevgisi bulunduğundan bencillik perdesi tüm ayıp ve kusurlarını ondan gizleyip örtmektedir. Örneğin ibadetlerin ve en önemlilerinden biri olan dini ilimlerin tahsilinde bile bazen insan riya ve gösterişe kaçmaktadır. Aynı zamanda nefis sevgisinin kalın örtüsü sebebiyle insanın kendisi bunun farkına varamamaktadır. Mesela insan alimlerin, büyüklerin ve bilge insanların huzurunda önceden kimsenin çözemediği ve ilk defa oda sadece kendisinin anladığı önemli ve karışık bir konuyu çözmek ister. Konuyu ne kadar güzel açıklar ve meclistekilerin dikkatini kendine çekerse o kadar sevinir, mutluluk duyar. Aynı zamanda kendisine karşı olan kimseleri de alt etmek ve onlara üstün gelmek ister. Nazlıca akıl satma duygusuna kapılır. Şayet büyüklerden biride onu tasdik edecek olursa, keyfine diyecek olmaz. Böylece bu zavallı adam alimlerin ve büyüklerin yanında bir makam elde ettiğini zanneder ama, Allah2ın nezdinde hiçbir değerinin olmadığını ve bu amelinin Allah2ın emri üzere siccine (cehennemlerden biri) atıldığını bilmez ve bundan gafil olur. Üstelik sahip olduğu bu riya ile yapılan amel birkaç günah ile de iç içe bulunmaktadır. Örneğin İmam kardeşini küçümsemek ve aşağı düşürmek gibi. Oysaki mümin bir insana karşı küstahlık etmek ve onu aşağı düşürmek, tek başına insanın cehennemlik olmasına yetmektedir.

            Böyle bir durumda da nefsin hilesi devreye girer ve sahibine şöyle vesvese verir; “benim maksadım dini hükümlerin açıklığa kavuşması ve hakkın ortaya çıkmasıdır. Bu da itaatlerin en üstünüdür. Ben kendimi gösterme ve üstünlük taslama niyetinde değilim.” İşte bu fısıltıda nefsin sahibine kurduğu bir tuzaktır. Bu tuzağı bozmak için insan nefsine şöyle demelidir; “şayet bu dini hükmü sen değil de mümin arkadaşın yada başka birisi çözmüş olsaydı oda sen o mecliste yenik düşseydin, acaba senin için biraz olsun fark eder miydi? Eğer fark etmiyorsa o zaman sen sadıksın demektir.

            Ama eğer yine nefsimiz başka bir hileye başvururda bize “hakkı izhar etmek fazilettir ve hakkın yanında sevabı vardır ve bu fazilete ben nail olmak istiyorum, ahiret yurdunu bayındır kılmak istiyorum” derse bizde hemen ona şöyle demeliyiz; “farz edelim ki yenilgiye uğradığımız ve hakkı tasdik ettiğimiz zamanda Yüce Allah bize bu üstünlükleri lütfedecektir. Acaba yine de mağlup olmaya razı olur musun?” Sonunda iç dünyana yönelir ve yine üstün olmaya meyilli olduğunu, bilginler önünde ilim ehli biri olmakla meşhur olmayı istediğini, ibadetlerin en üstünü olan bu ilmi müzakereyi onların kalbinde bir makam edinmek için başlattığını görecek olursan, o zaman bil ki bu üstün ilmi müzakere hususunda riyakarız. Bu amel Usul-u Kafi’de de nakledilen hadis sebebiyle “siccin”dedir ve bizler Allah’a şirk koşan müşrikleriz. Bu amel makam ve şeref sevgisinden kaynaklanmıştır ve rivayet esasınca da bir sürüye saldıran iki kurttan daha fazla imana zarar vermektedir.[1]

            Öyleyse ıslah takımını ahiret kılavuzlarının nefsi hastalıkların tabibi olan din alimlerinin ilk önce tedavi etmeleri gerekenler kendileri olmalıdır. Nefsi mizaçlarını salim (güvenli) kılmalıdırlar ki, halleri malum olan amelsiz alimler zümresinden olmasınlar. Çünkü bunlar İslam’ın en büyük ve en önemli ibadet ve itaatlerinden biri olan dini ilimlerle uğraşan lokomotif kadrolardır.

            İslam’ın büyük ibadetlerinden biri de cemaattir. Cemaate imametin daha büyük bir fazileti vardır. Dolayısıyla Şeytan ilim ibadetine sızdığı gibi bu büyük ibadete de daha fazla sızmakta ve cemaat imamına daha büyük düşmanlık etmektedir. Onu bu faziletten alı koymak ve mahrum kılmak istemektedir. Amellerini ihlastan uzaklaştırıp siccine (cehennemlerden biri) koymaya çalışmakta ve onu da Allah’a şirk koşan kimselerden kılmak için uğraşmaktadır.

            Bu yüzden çeşitli yollarla bazı cemaat imamlarının kalbine girmektedir. Örneğin kendini beğenmişlik veya kalplerde makam edinmek, azametli ve büyük bir kimse olarak şan-şöhret kazanmak için ibadeti ve vaazı ile halka gösteriş yapmak ve iki yüzlülükte bulunmak gibi riya hastalıkları, onlar için en belirgin riya türlerindendir. Örneğin toplumu içerisinde sermaye yada makam sahibi birinin cemaat namazında ya da Cuma sohbetinde hazır bulunduğunu görünce, kalbini kazanabilmek için kendini daha fazla Allah’a bağlı biri olarak göstermekte, çeşitli yollar ve birçok hilelerle onu tuzağına düşürmeye çalışmaktadır. cemaatine katılmayan kimselere de kendi makamını duyurmak için de o büyük kimsenin adından söz etmekte ve halka herhangi bir yolla filanında kendi cemaat namazlarına katıldığını bildirmektedir. Kalbinde de o kimseye karşı kendi cemaat namazına katılan bir kimse olarak büyük bir sevgi beslemekte ve ömrü boyunca Allah’a ve onun evliyasına göstermediği sevgi ve ihlası o şahsa karşı göstermektedir.

            Şeytan mel’un cemaati az olan cemaat imamlarından da el çekmemektedir. Onun da yanına sokularak ona şöyle demektedir ; “sen sürekli halka zahit bir kimse olduğunu bildirmelisin, dünyadan el-etek çektiğini söylemelisin Çok mütevazi bir insan olduğun için büyük camilerde ve kalabalık cemaatlerin önünde değil de, küçük mescitlerde ve az ama ihlaslı insanlara namaz kıldırdığını duyurmalısın! Böylesine bir cemaat imamı da, önceki cemaat imamı gibi ya da ondan daha kötü birisidir. Zira bu imamda haset rezilliği baş göstermektedir. Dünyada nasibi olmadığı gibi, ahiret sermayesi de elinden gitmektedir. Hem dünyada hem ahrette hüsrana uğrayanlardandır!.

            Şeytan yalnızca cemaat imamlarıyla da yetinmemektedir. İmama uyan cemaatin safına da girmektedir. Ön safın faziletinin daha çok, sağ tarafının sol tarafından daha sevap olduğu için hedef olarak daha çok buraları seçmektedir. Zavallı gösterişe düşkün dindarlık taslayan müslümanı evinden dışarı çekmiş ve getirip ön safın sağ tarafında oturtmuş ve bu faziletini (üstün özelliğini) diğerlerine göstermesi için de ona vesvese verir. O zavallıda bunun nereden kaynaklandığını bilmeden nazlanarak kendisi için fazilet izharında bulunur. Böylece gizli şirk ortaya çıkarak amellerini siccine gönderir.

            Şeytan bununla da yetinmez, daha sonra da diğer saflara geçer ve onları da kinaye ve işaretle ön safı reddetmeye ve kendilerinin “gözün önlerde olduğu” gibi kötü durumlardan münezzeh olduğunu belirtmelerine teşvik eder. Kimi zamanlarda görüldüğü üzere Şeytan, özellikle de ilim ve fazilet ehli birini tutarak getirip en arka saflarda oturtturur. Zira bununla etrafındakilere şu mesajı verdirmeye çalışır;”yani ben bu makamımla birlikte bu şahısın (imamın) arkasında namaz kılması gereken bir şahıs değilim ama, dünyadan el etek çektiğimden ve nefsanî arzulardan arındığımdan en son saflarda oturmaya bile hazırı”. İşte böyle şahısları hiçbir zaman ön saflarda görmek mümkün değildir.

            Şeytan yalnızca cemaat imamı ve arkasında namaz kılanlarla (memun) da yetinmez. İnfiradi (tek başına) namaz kılanlarında sakalından tutar. Çarşı-Pazar ya da elinden tutup camiye getirdiği bu zavallıyı da caminin en dip köşesinde seccadesini serdirip ve hiçbir cemaat imamını adil olarak kabul ettirmeyerek halkın huzurunda uzunca secde, rüku ve zikirlerle namaz kıldırır.

            Bu şahıs da kendi mâna aleminde (batınında) diğerlerine şöyle bir mesaj verdirir; “Ben öylesine dindar ve tedbirle (ihtiyatla;) amel eden bir kimseyim ki, adil olmayan bir kimseye bağlanmamak için bunca sevabı olmasına rağmen cemaati bile terk ediyorum”.

            Böylesine bir kimse, riyakar ve kendini beğenmiş biri olmasıyla birlikte, şer’i meseleleri de bilmemektedir. Zira bu şahsın taklit mercii (müçtehidi) olan zatın, cemaat imamına uymanın (iktida etmenin) sıhhati için zahiri takva dışında bir şeyi şart koşması belli olmayabilir. Fakat o zavallının davası bu hükmün olup olmaması meselesi değildir, onun davası kalplerde makam edinmek için halka gösteriş yapmak içindir.

            Diğer birçok işlerimizde aynı şekilde Şeytan’ın tasarrufu altındadır. Şeytan melun nerede bulanık ve karanlık bir kalp görürse hemencik orada menzil edinmekte, Batıni ve zahiri amelleri yakıp yıkmakta ve bizleri güzel ameller yoluyla cehennemlik etmektedir.

            Yarabbi! Gönlümüzü şirk ve nifak bulanıklığından arı kıl. Kalbimizi bütün bu şeylerin kaynağı olan dünya sevgisi paslarından tertemiz eyle ve daima bizimle ol! Nefsani arzular, makam sevgisi ve şeref tutkusunun esiri olan biz zavallıların bu tehlikeli seyahat, bu zikzaklı yokuş, dar ve karanlıkla dolu yolda yardımcısı ol, ellerimizden tut, şüphesiz ki sen kadir ve her şeye gücü yetensin.

                                                         Amin ya müin…

Paylaşım
Yazdır Yorum Yaz Yorum
Diğer Makaleler
NEHCÜ’L BELAĞA’ADA YÖNETİCİLERİN AHLAKI 02/03/2012 - 20:20 tarihinde eklendi
RİYA KONUSUNA DİKKAT!! 03/02/2012 - 11:14 tarihinde eklendi
NEHCÜ’L BELAĞA’DA YÖNETİCİLERİN AHLAKI 27/01/2012 - 22:24 tarihinde eklendi
Üyelik

Kullanıcı Adı :
Şifre :
 
Yeni Üyelik Şifremi Unuttum
Duyurular
En Çok
Okunanlar İzlenenler
Anket
Sitemizi yeterli buldunuzmu ?
Evet
Hayır
Daha İyi Olabilir
Rast Düşünce ® 2010 - 2011
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım